29 Mart 2014 Cumartesi
Geçen oturmuşuz bi baktım sezen arıyor
25 Mart 2014 Salı
Rağmen sevebiliyorsanız gerçek aşk odur
İş Dünyasında Öncü Olanlar Kazanır
İş dünyasında her zaman öncü olanlar kazanıyor. Sigorta sektöründe de Generali Sigorta’nın yenilikleri bir süredir ilgimi çekiyordu. 1831 yılında İtalya’da kurulmuş bu dev firma aslında 150 yıldır Türkiye’de faaliyet gösteriyormuş. Ama son zamanlarda yaptıkları iletişim çalışmaları ve verdikleri hizmetlerle hem iş dünyasının hem de özel olarak blogumun dikkatini çekti.
Kendisini sigortanın kolay hali olarak konumlandıran Generali’den 1 dakikada teklif, 3 dakikada poliçe satın alınabiliyor. Generali Sigorta müşterisi olmasanız dahi bir kez teklif alan herkese, kişisel sigorta danışmanı da atanıyormuş. Bilgi alan kişi her aradığında, karşısında aynı danışmanı buluyor. Böylece müşteriler sorunlarını her defasında baştan anlatmak zorunda kalmıyor, kolay erişim sağlıyor ve telefonda uzun uzun beklemeden işlerini kolayca halledebiliyor. İş dünyası bu tür kişisel hizmetlere bayılır. Bu konuda Generali’nin sigorta sektöründeki lider ve gelişimci tavrı gözlerden kaçmıyor.
Bu kadar kolaylığın yanı sıra, Zorunlu Trafik Sigortası’nda ve kasko poliçelerinde %70’e varan indirimlerin olması da sigorta sektörü için neredeyse inanılmaz.
Yakın zamanda zorunlu trafik veya sigortası yaptıracak okurlarım, Generali’nin 7/24 Özel Sigorta Danışmanlığı hattı 0850 555 55 55’ten veya generali.com.tr den 1 dakikada teklif almadan sigorta yaptırmasınlar derim. Teklifler kişiye ve arabaya özel yapıldığı için, indirimler de farklılık gösteriyor. Mesela teklif alırken yaşımız, arabamızın yakıt türü gibi etmenler de önemli.
1 dakikada teklif alıp indirim kazanmak istiyorsanız, 31 Mart’a kadar generali.com.tr yi ziyaret edebilirsiniz.
1 Dakikada Teklif Almak için Tıklayın.
Bir boomads advertorial içeriğidir.
22 Mart 2014 Cumartesi
Rağmen sevebiliyorsanız gerçek aşk odur
18 Mart 2014 Salı
Çanakkale Geçilmez!
Bugün 18 Mart…
Bundan tam 98 yıl önce, İngiliz ve Fransız gemileri boğazları geçip, İstanbul’u işgal etme hayali kuruyordu. Karşılarında yorgun ve savaşmaya hali kalmamış bir devlet vardı. Kağıt üzerinde planlar yapılmış, işgal gemileri yavaş yavaş ilerlemeye başlamıştı.
Fakat emperyalizmin kağıt üzerindeki planları, denizin üzerinde tutmamıştı. Nusret mayın gemisi büyük bir askeri başarıyla boğazı mayınlarla doldurmuştu. Seyit onbaşı ise, 275 kiloluk mermileri sırtlayarak düşman gemilerini birer birer denizin dibine yolluyordu.
İşgalci askerlerin kulaklarında “Çanakkale Geçilmez” sloganı yankılanmaya başladı.
Bugün 18 Mart…
Osmanlı devletinin deniz üzerinde kesin zafer elde ettiği gündür 18 Mart. Emperyalist devletler, bu ağır yenilgiye rağmen pes etmedi. Deniz operasyonunun yerini, kara operasyonu aldı. Bu sefer kara operasyonu için planlar yapılmaya başlandı. Kağıt üzerindeki planların başarıya ulaşacağından hiçbir kuşkuları yoktu.
Mustafa Kemal gibi askeri bir dehanın karşılarına çıkabileceğini nereden bileceklerdi ki?
Mustafa Kemal “Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum” sözüyle koskocaman bir düzene, emperyalizme karşı meydan okuyordu.
Savaş meydanında ondan daha rütbeli çok sayıda asker vardı. Fakat askerlik omuzlarda taşınan rütbelerle değil, insanın sol yanındaki cevheriyle anlam kazanan bir sanattır. Atatürk’ün cesur bir kalbi vardı. O kalp Mustafa Kemal önderliğinde yeniden doğacak olan bir ulusa cesaret aşılıyordu.
Mustafa Kemal’in askerleri yürüdü düşmanın üstüne…
Korkmadan yürüdü…
Cephanem yok deyip kaçmak yakışmazdı Türk askerine. Süngü takıldı ve düşmanın üzerine doğru gözlerini kırpmadan hücum ettiler. Mustafa Kemal ölümü göze almıştı. Mustafa Kemal’in askerleri ölmeyi göze almıştı. Ölüme seve seve giden bu insanlar Çanakkale Destanının en büyük kahramanlarıdır.
Bugün 18 Mart
Bir destanın yazıldığı gündür bugün…
Bir milletin yeniden doğduğu gündür bugün…
Savaşın omuzlardaki rütbelerle değil, cesaret ile kazanıldığının kanıtlandığı gündür bugün…
Emperyalizmin yenildiği gündür bugün…
Ve en önemlisi Mustafa Kemal Atatürk’ün tarih sahnesine çıktığı gündür bugün…
Bugün, Mustafa Kemal’in izlerini silmeye çabalayanlara inat hep birlikte Mustafa Kemal’in askerleriyiz diye haykırıyoruz.
Bugün, Çanakkale’ye gidip ihanet açılımlarıyla şehitlerimizin kemiklerini sızlatanlara inat şehitler onurumuzdur diye haykırıyoruz.
Bugün, kanla çizdiğimiz sınırları emperyalist devletlerin çıkarlarına göre tekrardan şekillendirmeye çalışanlara inat vatan bölünmez diye haykırıyoruz.
Bugün, emperyalizm yenilmez diyenlere inat unutmuyoruz; Mustafa Kemal’in Çanakkale’de yazdığı destanı unutmuyoruz.
Çanakkale destanını unutmuyoruz!
Çanakkale destanını unutmuyoruz!
Murat KAYA
15 Mart 2014 Cumartesi
Umudumu kaybetmekten çok korkuyorum
11 Mart 2014 Salı
Benim Güzel Açık Ofisim!
Çalan telefonlar, oradan oraya koşuşan insanlar, yüksek sesli telefon görüşmeleri, çalışan faks makinesinin sesi, evde sorunlar yaşayan çalışma arkadaşının başına doluşan kalabalık, yayılan söylentiler, havasız diye söylenerek açılan pencere, odanın diğer tarafından soğuk oldu diye bağıranlar. Bütün bunlar size tanıdık geliyorsa, muhtemelen bir açık ofis çalışanısınız:)
Ne gariptir ki, evlerimizde artık daha az kişi ile yaşarken ve birbirimize daha uzakken, iş yerlerimizde açık ofislere doğru bir gidişat söz konusu. Eskiden kalabalık aileler bir göz odada yaşarken, şimdi bebeklikten itibaren ayrı odalarımız, sınırlarımız var. Fiziksel olarak bir arada olduğumuzda da aslında yakınımızdakinden çok sosyal ağlardaki uluslararası “connection”larımızla birlikteyiz ya, o ayrı.
Peki açık ofisler neden bu kadar popüler oldu? Bir kere çoğu şirket için daha ekonomik. Ayrı ayrı odalar ayrı ayrı maliyetler demek. Hem alan kullanımı, hem de elektrik, ısınma gibi ortak giderler açısından açık ofis maliyet avantajı sağlıyor. Öte yandan işbirliğini kolaylaştırdığı, reklam ajansları, pazarlama ajansları gibi yaratıcılık gerektiren işlerde kolaylık sağladığı varsayılıyor. Bireyler birbiriyle iletişim kurmak için bir birimden diğerine gitmek zorunda bile değil çoğu kez. Bu sayede hem çalışanların birbirine, hem de yöneticilerin çalışanlarla daha kolay iletişim kurabildiği düşünülüyor.
Öte yandan, açık ofisin en büyük nimeti de külfeti de sağladığı “yoğun etkileşim alanı”. Açık ofislerde birinin sorunu herkesin sorunu olabiliyor, hatta birinin uykusu gelip esnese herkese yayılabiliyorJBu yüzden de bazen ortak paydada buluşmak zorlaşıyor. Başkalarının yaşamına ekstra özen göstermek ve empati kurmak gerekiyor. Özellikle gizliliğin önemli olduğu sektör ve mesleklerde kapalı ofisleri tercih etmek daha uygun olabiliyor.
Kuşkusuz içerisinde bulunan sektörün, yapılan işin, hatta çalışanların demografik ve kişisel özelliklerinin ideal çalışma ortamına etkisi var. Kimi çalışanlar yerinde duramaz, kapalı alana dayanamaz, yoğun iletişim ihtiyacı duyarken, kimileri de gürültüde konsantre olup verimli sonuçlar üretemiyor. Ne tarafından bakarsak bakalım, çalışma ortamımız verimliliğimizi, performansımızı, motivasyonumuzu etkileyen bir faktör olup çıkıyor.
10 Mart 2014 Pazartesi
Terör Kıskacında Üniversiteler
Üniversite sınavını kazanamayan PKK militanları İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine nasıl kayıt oldu?
Bahriye Üçok’a bombalı paketi teslim eden kargocu kız ile PKK terör örgütü arasındaki ilişki nedir?
Abdullah Öcalan üniversite öğrencisiyken maliye bakanlığından burs aldı mı?
6 Nisan 2008 tarihinde Akdeniz Üniversitesi'nde çıkan olayların perde arkasında neler yaşandı?
ODTÜ stadyumunda 14 Mayıs 2010 tarihinde mumlarla “PKK” ve “APO” şeklinde yazılama yapan öğrenciler ceza aldı mı?
Çukurova Üniversitesi’nde PKK sempatizanı öğrenciler Embiya Çavuş’un insan hakları temalı resim sergisine nasıl saldırdı?
23 Ekim 2007’de ODTÜ’de düzenlenen şehitlere saygı yürüyüşüne kimler saldırdı?
Bilgi Üniversitesi’nde PKK sempatizanlarının düzenlediği panelde neler oldu?
DTCF’de derslerine giden öğrencilere bıçaklarla saldıran kişiler PKK sempatizanları mıydı?
2013 yılında Akdeniz Üniversitesi’nde PKK’lı teröristler kimlere saldırdı?
Büşra Ersanlı, PKK militanlarının Marmara Üniversitesi’nde kadro alabilmesi için nasıl bir çaba gösterdi?
Abdullah Öcalan 70li yılların başlarında Doğu Perinçek’in örgütünde miydi?
14 Temmuz 2011 tarihinde Silvan’da 13 askerimiz şehit edildikten sonra terör örgütüne yönelik başlatılan operasyonlar kimleri rahatsız etti?
Haki Karaer’in ölüm emrini Abdullah Öcalan mı verdi?
Hocalı katliamını anma etkinliklerini kimler yasaklamaya çalıştı?
PKK’lı teröristler Kütahya Dumlupınar Üniversitesi öğrencisi Hasan Şimşek’i nasıl öldürdü?
Akdeniz Üniversitesi’nde Atatürk rozeti taşıyan, milli takım forması giyen öğrencilere kimler saldırdı?
BDP’liler, engelli bir genci niçin linç etmeye çalıştı?
Çukurova Üniversitesinde rektörlük PKK’lı teröristlerin örgütlenmesine göz mü yumdu?
KCK ile PKK arasında fark var mı?
PKK sempatizanları devlet kadrolarına nasıl sızıyor?
Terör örgütü neden ormanları kundakladı?
Onat Kutlar’ı İBDA-C mi yoksa PKK mı öldürdü?
KCK’nın kurduğu kopya düzeni ÖSYM tarafından düzenlenen sınavlarda başarıya ulaştı mı?
4 Mayıs 1995 tarihinde gerçekleşen ve 3 genç kızın hayatını kaybettiği Molotoflu saldırının emrini veren Şemsettin Baştımar isimli terörist şu anda ne yapıyor?
1991 yılında Dicle Üniversitesi’nde düzenlenmesi planlanan “Uluslararası Fizik Kongresi” nasıl engellendi?
Bingöl’de 33 askerin şehit edilmesi terör örgütünün yayın organlarına nasıl yansıdı?
PKK terör örgütü AİDS’li militanlarını öldürüyor mu?
1989 yılında Eskişehir’den örgüte katılan öğrenciler neden infaz edildi?
Türklerin binlerce yıllık geleneği olan Nevruz nasıl oldu da PKK terör örgütünün gövde gösterisi yaptığı bir gün haline geldi?
Sultan ışıklı isimli DHKP-C militanı Türk basınını nasıl kandırdı?
PKK terör örgütü erkek öğrencileri kazanabilmek için kızları maşa olarak mı kullanıyor?
Kesire Yıldırım ile Abdullah Öcalan nasıl evlendi?
ASALA terör örgütü ile PKK terör örgütü nasıl birleşti?
PKK terör örgütü kamplardan kaçmaya çalışanları infaz mı ediyor?
Bütün bu sorulara araştırmacı gazeteci Batuhan Çolak “Terör Kıskacında Üniversiteler” isimli kitabında yanıt veriyor. Çolak, genç yaşta olmasına rağmen soru işaretlerini ortadan kaldırıp, PKK terör örgütünün gerçek yüzünü anlatıyor. Ancak bundan daha önemlisi aynı zamanda okuyucunun kafasında yeni soru işaretleri oluşturuyor. Kitabı okurken göreceksiniz; 1972 yılında Abdullah Öcalan 6 ay hapis cezası almasına rağmen, üniversite yönetimi kendisine sadece 15 günlük okuldan uzaklaştırma cezası vermiş! Bu çelişkiyi 40 yılın ardından genç bir isim dile getirebilmiştir. Yine aynı şekilde 33 askerin şehit edilmesini devlet provokasyonu olarak görenlere, terör örgütünün yayın organlarından alıntılar yaparak cevap verme görevini Çolak üstlenmiştir.
Okuyacaklarınız sadece yukarıdaki sorularla sınırlı değil…
PKK’nın kuruluş sürecini, karşıt görüşlü öğrenciler ifadesindeki büyük tuzağı, 1991 yılının aralık ayında Adana Emniyet müdürünü şehit eden kişinin Tıp fakültesi dördüncü sınıf öğrencisi olduğunu, kanlı 1 Mayıs’ta Maocuların provokasyonunu, SSCB ajanlarının Dev-Sol bildirisi dağıtırken yakalandığını, PKK-DHKP-C arasındaki ortak eylem kararını, başta Suriye olmak üzere Arap ülkelerinin PKK’ya verdiği desteği, Öcalan’ın 12 Mart sonrasında Doğu Perinçek ve ekibi tarafından çıkartılan “Şafak Bildirisi”ni dağıtan kişilerden birisi olduğunu, örgütten kaçtıktan sonra anılarını yazan Şahin Dönmez’in infaz edilme sürecini, PKK’lı teröristlerin korku ortamı yaratmak için Dicle Üniversitesi’nde kafeteryalarda bombalar patlattığını, Orhan Pamuk-Lale Mansur-Murathan Mungan gibi aydın maskeli kişilerin terör örgütünün şiddete en fazla başvurduğu yıllarda PKK’ya nasıl destek olduğunu, KCK’nın amacının terörü her yere yaymak olduğunu, teröristlerin Mehmetçik vakfı tarafından işletilen benzin istasyonlarına dahi tahammül edemediğini, Öcalan yakalandıktan sonra Yunanistan dışişleri bakanının istifa ettiğini, 12 Eylül öncesinde Apocuların Suriye’ye kaçmasını sağlayan kişinin yıllar sonra Rusya’da başbakan olduğunu, PKK’nın üniversitelerde kullandığı paravan yapılanmaları ve çok daha fazlasını “Terör Kıskacında Üniversiteler” isimli kitapta okuyacaksınız.
Batuhan Çolak; “Üniversite ortamında terör örgütlerinin düşünceleri ve propagandasının yapılmasına izin verilmesi demokrasiyle yönetilen ülkelerde kabul edilemeyecek bir uygulamadır. Bu kapsamda başkalarının hayatına kast ederek, silahla, bombayla talepte bulunup, tasarlayarak toplu katliamları gerçekleştirenlerin ‘demokrasi’ ile alakalarının olamayacağı bir gerçektir.” diyerek çok yerinde bir tespit yapmaktadır. Akdeniz Üniversitesi’nde PKK’lıların tek başına oturmuş simit yiyip, çay içen öğrenciye geçtiğimiz Kasım ayında saldırması, bu kişilerin üniversite öğrencileri için oluşturdukları tehdidi göstermesi bakımından oldukça önemlidir. Aynı zamanda bu örnekten göreceğimiz üzere, PKK’lı öğrencilerin demokrasi gibi bir derdi hiçbir zaman olmamıştır. Terörün olduğu yerde demokrasinin “d” harfinden dahi söz edilemez. Fakat ceplerini aydınlatmak dışında hiçbir derdi olmayan bazı aydın kılıklı kişiler terör örgütünü demokratik bir örgüt olarak sunmaya çalışmaktadır. Bu kişilerde vicdan olmadığını biliyoruz, ancak yine de kendilerine Serap Eser’in son anlarını izlemelerini tavsiye ediyoruz. 16 yaşında gencecik bir kızın yakılması ile demokrasiyi nasıl bağdaştıracaklarını merak ediyoruz.
Batuhan Çolak’ın kitabını sadece üniversite öğrencileri değil herkes okumalıdır. Çünkü 7’den 77’ye bütün Türk milleti terör örgütünün hedefindedir. Üniversiteler terör örgütünün batı illerinde örgütlenebilmek için sığınabildikleri tek limandır. Bu limanın dışında kendilerine hayat imkanı ve örgütlenme şansı bulmaları imkansızdır. PKK’nın üniversite örgütlenmelerine vurulacak darbe, örgütün hayat damarlarından yoksun kalmasına sebep olacaktır. İşte bu gerçeği göreceğiniz için kitabı bitirdikten sonra “Kampüste terörist istemiyoruz” sloganını daha bir gür sesle haykırmaya başlayacaksınız!
Murat KAYA