Sinema dünyasında son dönemde ilginç hikâyeleri olan filmlerle karşılaşıyoruz. Gösterimde olan ‘Kabile'de tek replik yok, ‘Kutsal Motorlar'da Denis Lavant birbirine benzemez 9 karakteri oynuyor, İsveçli yönetmen Anders Weberg 30 gün süren bir film çekiyor.
Ambiance
Bir ay sinemadan çıkmayacağım
İsveçli yönetmen Anders Weberg'in ‘Ambiance' adlı filmi en ilginç çekim serüvenine sahip proje. Çekimleri bitmedi, devam ediyor hâlâ. Dile kolay 720 saat süren bir filmden bahsediyoruz. Tamı tamına 30 gün. Sadece fragmanı bir film uzunluğunda, 72 dakika. Yönetmenin birbirine geçmiş uzay ve zamanın, mekânın ötesinde gerçeküstü bir yolculuk olarak tanımladığı proje tamamlandığında dünyanın en uzun filmi olacak. Bir diğer özelliği şu: 2020'de gösterime girip, 1 ay seyirci karşısında kalacak, sonra imha edilecek. Geriye koleksiyonerler için ayrılan fotoğraflar dışında hiçbir kayıt bırakılmayacak. Weberg de sinema kariyerine bu şekilde nokta koymayı planlıyor. Filmin fragmanını izlemek isteyenlere kötü bir haberimiz var, geçtiğimiz yıl bir hafta gösterilip yayından kaldırıldı. Korsanda rekor bizde olduğu için yerli siteler de hâlâ var. İkinci fragman önümüzdeki yıl yayınlanacak. Biraz uzun: 7 saat 20 dakika. Üçüncüsü ise 2018'de. Süresi: 72 saat. Gösterimden sonra kameralara yansıyacak saçı sakalı karışmış, bir deri bir kemik, pejmürde haldeki sinema sevdalılarının trajik hikâyelerine şimdiden hazırlanın! O hazırlık 5 yılda ancak tamamlanır.
Cinematon
31 yıl sonra film biter
Ambiance gösterime girdiğinde en uzun film listesinde başa oturacak, peki şu an liste başı hangisi? Cinematon. Fransız yönetmen Gerard Courant'ın çalışması. 1978'de çekimlerine başlandı, 31 yıl sonra gösterime sokuldu. Konusu ne, fikir sahibi değiliz ama bildiğimiz ünlü isimlerden filozoflara kadar birçok kişinin 3 dakika 25 saniye boyunca kameranın önünde doğaçlama yaptıkları sahnelerden oluşuyor. Ünlüler de ünlü hani: Ken Loach, Roberto Benigni, Samuel Fuller, Monty Python, Terry Gilliam… Süresi: 150 saat. Çok fazla değil, sadece 6 gün. Film, 2009'da Fransa'da gösterime girmişti. O günden bugüne gişe rakamlarını öğrenebildik, ne izleyicilerden haber alabildik. Allah muhafaza seyircinin biri kalp krizi geçirse 6 günde cesedi kokar. 30 günü hayal bile edemiyorum.
Kutsal Motorlar
1 adam, 9 kişiye dönüştü
Gösterime girdiği yıl ‘Kutsal Motorlar' (2012) için sinema çevresinin kullandığı ortak kelime şuydu; ‘dâhiyane' bir proje. Hakikaten öyle. Sıra dışı bir dile ve hikâyeye sahip. Kahramanımız Oscar, zengin ve bir o kadar zengin bir işadamı tarafından tuhaf bir iş için görevlendirilir. Görev: Bir limuzinin içinde kılıktan kılığa girerek çeşitli randevulara gitmek. Bazen bir cambaz oluyor, bazen yeğenine veda eden yaşlı bir adam ya da dilenci, ihtiyar bir kadın… Dokuz farklı karaktere bürünüp Paris sokaklarında kayboluyor. Fransız sinemacı Leos Carax'ın 13 yıl aradan sonra yeniden yönetmen koltuğuna oturduğu film, büyülü deneysel bir sinema süreci. Bir hikâyeye odaklanan sinemayı özgürleştiriliyor, biçim ve içerik olarak yeni dünyalara yelken açıyor. Filmin başrolünde Denis Lavant, birbirine benzemez dokuz karakteri hayranlık uyandırıcı bir yetkinlikle canlandırıyor. Bir aktör yeteneklerini sergilemek için bir senaryo yazsa, herhalde oyunculuğa sınırsız imkân sağlayan böyle bir hikâye hayal ederdi.
The Clock
Zaman her yerde işler
Video sanatçısı Christian Marclay'in yazıp yönettiği The Clock (2010), sıra dışı sıfatını layıkıyla hak eden bir film. Binlerce filmden alınmış küçük parçalardan oluşan 24 saatlik bir yapım. Özgünlüğü sadece süresinde değil: Sanatçı sinema tarihindeki filmleri tarayıp içlerindeki saatli sahneleri ayıklamış. Sonra onları dakika dakika arka arkaya dizmiş. Günün bütün saatlerini gösteren kareler bulmuş. O kareleri birbirine ekleyerek kurgulamış hikâyeyi. Perdedeki zamanla gerçek zaman paralel ilerliyor. Mesela ana karakterin saati 12.00'yi mi gösteriyor, seyircinin saati de aynı. The Clock'u geçtiğimiz yıl İstanbul'da seyretme şansımız olmuştu, Salt Beyoğlu'nda. Tahmin edeceğiniz gibi tamamını görmedik. Özetle: Seyirciyi zaman üzerine derin düşüncelere iten etkileyici bir yapımdı. Venedik Bienali'nde ödül alması tesadüf değil.
Kabile
Bu filmde çıt çıkmıyor
Miroslav Slaboshpitsky'nin senaryosunu yazıp yönettiği Kabile, Ukrayna'da sağır ve dilsiz okulunda yatılı okuyan gençlerin yaşadıklarını anlatıyor. Bu hafta gösterimde. Filmde tek repliği bile yer verilmiyor. Altyazı, seslendirme yok. İşaret diliyle konuşuluyor, sadece doğanın sesi duyuluyor. Oyuncular da okulda okuyan gerçekten sağır ve dilsiz öğrenciler. Gençlerin birbiriyle ilişkisi, çatışmaları üzerinden ilerleyen hikâyeye Fraud'un penceresinden bakılıyor. Cinsellik, şiddet, barınma, mülkiyet isteği, avlanma… Baştan sona ilkel insan portresi. İlk gösterimini Cannes'da gerçekleştiren ve övgüyle karşılanan film, festivalden üç ödülle dönmüştü. Filmin yoğun cinsellik içerdiğini hatırlatalım.
Çocukluk
Gözüm 12 yıl üstünde
Amerikan bağımsız sinemasının sevilen yönetmenlerinden Richard Linklater'ın son filmi ‘Boyhood-Çocukluk' (2014), çekim serüveniyle sinema tarihinde özel bir yere sahip. Kameranın kadrajında bir çekirdek aile var. Sıradan bir ailenin 12 yıllık yaşam süreci… Yönetmen, oyuncu kadrosunu oluşturduktan sonra 2000 yılında çekime başladı, belirli periyotlarda aileyi bir araya getirip kayıt aldı. Ta ki 2012'ye kadar. 2 yıl post prodüksiyonuyla uğraştıktan sonra geçtiğimiz yıl seyircinin karşısına çıkardı. Tabii bu süre içerisinde boş durmadı yönetmen. Elindeki görüntüleri ufak ufak montajlarken farklı filmler çekip festivallerde (Fast Food Nation'la Altın Palmiye yarışına girip, Waking Life'la Venedik'ten çeşitli ödüllerle ayrıldı) yarıştırdı. Filmin seyirciye açtığı pencere ilginç. Dağılan bir ailenin dünyasına yoğunlaşırken ergenlik çağındaki bir çocuğun gelişimine, annenin orta yaştan olgunluk dönemine sancılı geçişine (33'ten 45'e) tanıklık ettiriyor. Salt fiziksel değil, ruhsal da bir geçiş. Film, Oscar'dan eli boş dönse de Uluslararası Sinema Federasyonu tarafından yılın en iyisi seçilmişti.
Lushan Dağı'ndaki Aşk Romanı
20 yıldır aynı filmi izliyorum
‘Lushan Dağı'ndaki Aşk Romanı', Shanghai Film Stüdyosu tarafından çekilen Çin yapımı bir film. Kültür devriminden sonra şehirde yaşanan bir aşk hikâyesini anlatıyor. Filmi özel kılan özelliği şu: Hikâyeyi anlatırken arka planda Lushan Dağı özelinde şehrin turistik yönünü anlattığı için yerel hükümet projeye şaşırtıcı destek verir. Ama ne destek. Bir salon inşa edip sabah akşam filmi gösterir. Filmin ünü öyle bir yayılır ki Lushan Dağı'na gelen turistler için filmi izlemek rutin bir turizm programına dönüşür. İstatistiklere göre film 1980'den 1999 yılına kadar bu sinema evinde 6 bin 300 kere gösterildi. 2000 yılında, ‘Lushan Dağı'ndaki Aşk Romanı'nın gösterime girmesinin 20. yıldönümünün arifesinde Guinness Rekorları Kitabı'na alındı ve ‘Dünyada Tek Sinemada Devamlı Şekilde En Uzun Zaman Gösterilen Film' unvanına layık görüldü. Şaşırtıcı hizmetiyle dikkat çeken belediye sonrasında sinema salonunu yeniden dekore etti, ismini de ‘Lushan Dağı'ndaki Aşk Romanı Sinema Salonu' olarak değiştirdi. Kuvvetle muhtemel film hâlâ gösterilmeye devam ediyor.
a.hulagu@zaman.com.tr