Geçtiğimiz yıl bu zamanlar eşi girmişti mutfağa. Rövanşı olacaktı elbet. Sanatçı, çiçeği burnunda köşe yazarı Aslıhan Erkişi’nin patlıcan salatası, Ertuğrul Bey’in etli rezenesini mağlup etmeye yetmiş midir? Bu maçın galibi kim ki acaba?
Geçen sene bu zamanlar eşiniz girmişti bu mutfağa. Ertuğrul (Erkişi) Bey’in menemenle işi kotarmasına izin vermemiş, ‘minik’ bir müdahaleyle etli rezene yaptırmıştınız. Kendiniz ise salata yapıyorsunuz. Oldu mu şimdi?
(Gülüyor) Kötü bir niyetim yoktu, orijinal bir şeyler yapsın istemiştim. Yine aynı düşünceyle hareket ettim. Sevdiğim bir arkadaşımdan öğrendiğim çok orijinal bir salata bu. Oktay Usta evimize misafir olduğunda yapmıştım. Bayılmıştı.
Eşiniz, bekârken sevmediği birçok yemeği sizin sayenizde yemeye başlamış. Onun da size benzer bir tesiri oldu mu?
Pek balık yemezdim, yediğimde de sadece faydalı olduğu için… Eşim hamsi buğulamayı çok güzel yapar. Onun sayesinde buğulamayı sevdim.
Bu arada Ertuğrul Bey çok güzel yemek yaptığınızı söylemişti. Gerçekten öyle mi yoksa işten kaçmak için mi?
(Gülüyor) Sanmıyorum, yemeklerimi sever. En azından şimdiye kadar annemin yemeklerini özlüyorum demedi ama dürüst olayım. Evlendiğimde hiç beceremiyordum. Hep ders çalışırdım, açıkçası mutfağa hiç merakım yoktu. Zamanla döke saça öğrendim.
İki çocuk, konserler, turneler bunca yoğunluğun arasında yemekleri de kendiniz pişiriyormuşsunuz…
Zor oluyor ama yardım almıyorum. Pratik yemekler tercih ediyorum. Ispanak, haşlanmış bakliyatlar vs. dondurucuya atıyorum.
Klişe olacak ama müzik ruhun gıdası mıdır?
Antik Yunan’da, eski Mısır medeniyetlerinde, Osmanlı’da müzikle tedavi yolları denenmiş ve başarılı olunmuş. Bu sebeple müzikle yemek arasında beslenme olarak bir bağ var diyebiliriz.
Hamile olduğunuz dönemler öğrenciliğinize denk gelmiş…
Evet. Biri üniversite son sınıf, diğeri de yüksek lisans dönemime denk geldi. İlk çocukta daha çok zorlandım. Yemek yapmayı bilmiyordum. Bir yandan da dersler… Çok zordu. Ama sağ olsun alt komşum çok yardımcı oldu. Okuldan eve geldiğimde hemen kapıyı tıklatırdı. Elinde tepsi, iki kişilik yemek. Ekmeğine kadar getirirdi.
Her kadının övündüğü bir yemeği vardır…
Şakacı tiramisuyu iyi yaparım.
Yalancısına aşinayız da şakacı ne?
Aslında aynı ama yalancı demek istemediğimiz için şakacı diyoruz. Mesela sigara böreğine de kalem böreği diyoruz. Çocuklar için dikkat ediyoruz elimizden geldiğince.
Bir Gemlikli olarak siz de zeytinyağını su gibi içenlerden misiniz?
(Gülüyor) Neredeyse… Bizde kek bile zeytinyağıyla yapılır. Eve ayçiçeği yağı girmez. Yetiştiriciliğimiz yok çünkü babam Gemlik’e damat gidiyor. Böyle şeylere meraklı olduğundan zamanla zeytin kurmasını bile öğreniyor. Sağolsun mahalledeki komşularımız bizi hiç zeytin ve zeytinyağsız bırakmazdı. Zeytin zamanı her komşudan tabak tabak zeytin, tenekelerle yağ gelirdi.
Yurtiçi ve yurtdışı seyahatleriniz çok oluyor. Gördükleriniz sizin olsun, yediklerinizden bahsetseniz biraz…
Yurtdışında güvenemediğimizden dışarıda yemeği çok fazla tercih etmiyoruz. Genelde Türk ailelerinin evinde yemek yiyoruz. Buradan çok farklı olmuyor o yüzden. Ama Rusya’ya gittiğimde çok zorluk çekmiştim. Balığı pek sevmiyorum. Her öğünde balık vardı. Bir de Türkçe Olimpiyatları için Romanya’ya gittiğimizde Ankara Caddesi’nde yediğim dondurmayı unutamıyorum, nefisti.
Umre ziyaretiniz nasıldı peki?
Oranın baharatlarına alışkın olmadığım için pek yemek yiyemedim. Genelde pilavla geçiştirdim. Zaten öyle bir atmosferde çok fazla yemekle meşgul olup mideyi doldurmak istemiyorsunuz. İnsanın seccadeden başını kaldırası gelmiyor. Sürekli Mescid-i Nebevi’de zaman geçirdik. Midemiz değil, ruhumuz doydu.
Hurmalar nasıldı?
Hurmalardan ziyade hurma bahçeleri güzeldi. Malum yeşil alan az.
O yüzden bahçeler bambaşkaydı.
‘Komşularım Meydan Gazetesi sayesinde sanatçı olduğumu öğrendi’
Meydan Gazetesi’nde köşe yazıyorsunuz. Tepkiler nasıl?
Gayet pozitif tepkiler alıyorum. Yazıları da beğendiğini söylüyor insanlar. Olumlu yorumlar duymak hoşuma gidiyor. Zira ilk yazma deneyimim.
Yazmak, şarkı söylemeye benziyor muymuş?
Yazmak zormuş hakikaten. En az 10 kere okuyorum yazdıklarımı. Beste yapmak daha kolay.
Siz de yazarken yiyenlerden misiniz peki?
Ah sormayın. Vallahi kilo alacağım. Kahve, çikolata, abur cubur vs. olmayacak şeyler yiyorum. Neden yediğimi de bilmiyorum. Allah’tan sigara kullanmıyorum. Halim nice olurdu.
Konu komşu ne dedi sizi reklamlarda görünce?
Öyle komik yorumlar geldi ki… Geçen gün sitenin marketine girdim. Market görevlisi ‘Aslıhan Hanım sizi televizyonda gördük. Ben bilmiyordum sizin müzisyen olduğunuzu. İmzalı CD isterim.’ dedi. Aslında reklamlarda sanatçı olduğum yazmıyor. Aslıhan Erkişi diye görünce araştırmış ve müzisyen olduğumu öğrenmiş. Oradan çıktım eve geldim. Karşı komşum kapıyı çaldı. Tabağı vardı bende, aşure getirmişti. Onu alma bahanesiyle gelmiş. Kadın bakıyor, konuşmak istiyor falan.
O da reklamları mı izlemiş?
Aynen. ‘Aslıhan Hanım sizi reklamlarda görünce çok mutlu oldum. Yazar olduğunuzu bilmiyordum.’ dedi. ‘Ben yazar değilim, müzisyenim zaten.’ dedim. Güldük. Onca yıldır müzikle ilgileniyorum, müzisyen olarak tanınmadım ama Meydan sayesinde insanlar yaptığım işi öğrendi. Önceleri de benim için moda tasarımcısı diyen oldu. O kadar müzik alanında tanınmamışım demek ki.
Serkan Öztürk’ün et ile imtihanı
Sanatçı dostlarım Sibel ve eşi Serkan Öztürk bize gelmişti. Ben de o gün her şeyi etli yapmışım. Çorbaya et koydum, etli yemek yaptım. Tavuklu başka bir yemek yaptım. Meğer Serkan Bey, et yememe dönemindeymiş. O kadar yemek hazırlamışım, sofrayı donatmışım. Onca yemek içinde zeytin ekmek yemek durumunda kaldı. Bütün yemekler Sibel ile bana kaldı. Serkan Bey’e işkence oldu tabii.
‘Ritim aksamasın diye mama yerdim’
“Müzisyen olunca ritme takık oluyorsunuz. Çocuklar yeni doğduğunda mamalarını kâseye doldururdum. Kaşığı belirli ritmik hareketlerle ağızlarına götürürdüm. Mesela üç saniyede gider, yedikten sonra beş saniyede gelirdim. Bebek doymaya başladığında ritim yavaşladığından belli bir yerden sonra sırf ritim aksamasın diye bir kaşık bebeğe verirdim, bir kaşık da kendim yerdim.”
Oktay Usta’nın bayıldığı salata…
Patlıcanlar közlenir, doğranır. Bir limon sıkılır. Derin bir kaba alınır. Üzerine bir miktar tahin dökülür. Bir diş sarımsak doğranır. Tüm malzeme karıştırılır. Ardından tereyağı eritilir, çam fıstığı bu yağda kavrulur. Arzu eden biraz toz kırmızıbiber ekleyebilir. (Sarımsağı çiğ sevmeyenler fıstıkla pişirebilir.) Patlıcanlar kayık bir tabağa alınır. Üzerine tereyağı gezdirilir. Ardından haşlanmış mısırlar serpiştirilir. En son maydanozla süslenir.