29 Ağustos 2015 Cumartesi

O kahveye tuz atmayacaktın!

Evlilik her gencin hayali. Ancak evlilik öncesi süreç pek de hayal edilen gibi olmuyor. İşin içine aileler, rekabet, örf ve âdetler girince pek çok çift ayrılma noktasına gelebiliyor. Düğün psikolojisi çiftleri nasıl etkiliyor?

Yuva kurma arefesindeki çiftlerin üstüne kâbus gibi çöker, “Yalnızca siz evlenmiyorsunuz, eşinizin ailesiyle de evleniyorsunuz.” cümlesi. Gelin ve damat bir yandan hazırlıkların maddî;-manevî; stresiyle kurdeşen dökerken, bir yandan da hem kendi hem nişanlısının ailesini memnun etmeye çalışır. Çoğu zaman pek de başarılı olamaz. Zira ne yapsa hep konuşacak birileri bulunur. Anne, baba, kayınvalide, kayınpeder, hala, dayı, teyzeler, bu da yetmezmiş gibi uzak akrabalar… Kendi aranızda beş dakikada halledeceğiniz küçücük meseleler büyür büyür çığa dönüşür. Nihayetinde herkesin dediğini yapmaya çalışırken bir bakmışsınız kendiniz dahil kimse memnun değil. Nişan alışverişinde nişan atmalar, kına gecesinde birbirine giren dünürler, isteme esnasında iki tarafın da farzmış gibi sarıldığı âdetler nedeniyle gerginlikler, düğün günü takı töreni sürtüşmeleri… Siz de bunlardan birini ya da birkaçını yaşadıysanız uzman psikolojik danışman Aykut Bora'nın evlilik ve aile danışmanı eşi Betül Bora'nın yardımıyla yazdığı, ‘Tuzlu Kahve, Çiftetelli, Gerdek' kitabında kendinizden çok şey bulacaksınız.

‘Aa, dul musun sen ayol!'

Yaşadığınız evlilik öncesi süreçte bir nevi atasözü haline gelen, kalıplaşmış şu cümleyi her meselede duymanız an meselesi: “Aa, dul musun sen ayol!” Kına gecesi yapmama lüksünüz yoktur, düğün mutlaka olmalı, organizatörlere doğmamış evlatlarınızın rızkını bayılmalısınız, nişan mümkün olduğunca kalabalık olmalı, öyle aile arasında yemekle olmaz. Biri sade bir gelinlik mi dedi? Tüm bunlara otomatiğe bağlamış hısım-akraba tepkisi: “Dul musun ayol?” Şimdi sakin olun ve evlilik öncesi süreci gönlünüzce geçirme hayalinizi yavaşça yere bırakın zira bu çoğumuz için pek mümkün değil. Aykut Bora, kimi zaman ebeveynler çocukların istekleri karşısında anlayışlı olsalar da toplum baskısı, ‘Elalem ne der?' kaygısıyla âdet ve gelenekleri yerine getirmek konusunda gençler üzerinde baskı kurabildiğini söylüyor. Bu konuda yapılacak en büyük hata gençlerin kendi ailesi yahut karşı tarafın ailesiyle didişmeye başlaması. Zira bu didişmeler sonucu iş, iki taraf için de inada binebiliyor. “Çiftler bu konuda bencil olmamalı. Bu, onların olduğu kadar anne-babaların da süreci.” diyor Bora. Gençlerin gerginliği ailelere de yansıyabiliyor, bu durum da dünür tarafıyla aranın açılmasına sebebiyet verebiliyor. İnatlaşmak yerine neyi, neden istediğini yahut istemediğini makul gerekçelerle anlatmak en sağlıklısı.

Her şey mükemmel olmak zorunda mı?

Çikolata-çiçekti, tuzlu kahveydi, kına gecesiydi bunlar yine masum âdetler. Öyle gelenekler var ki sıkı sıkıya sarıldığımız, yerine getirmezsek ölecekmişiz gibi… İlla ki şu kadar altın yapılacak, bunlar alınacak, düğün en lüks yerde yapılacak, takılar erkek -ya da kız- tarafında kalacak, ev anneye ya da kayınvalideye yakın olacak vs… Gençler istemese de ailelerin hırsları devreye girebiliyor. Nişan alışverişinde nişan atma, takı töreninde düğünü terk etme gibi yüzlerce hikâye dinlemişizdir şimdiye dek. Bu sorunları çözmek için Aykut Bora'nın hem gençlere hem de ailelere tavsiyeleri var.

Aileler sürecin tek sahibi gibi değil, çocukların maddî;-manevî; destekçileri olduklarını unutmamalı. Gençlerse kendilerini çok zor duruma sokmayacaksa ailelerini ve karşı tarafın ailesini kırmamaya özen göstermeli. Hele bir de benim ailem-senin ailen rekabetine girilirse durum evliliğinizi de etkileyecek bir kâbusa dönüşebilir. “Evlilik öncesi gelin prenses, damat prens moduna sokuluyor. Birdenbire aynı evin içine girip gerçeklerle yüzleşince ‘evlilik sonrası depresyonu' görülmesi çok karşılaştığımız bir durum. Bir de buna önceden karşı tarafın ailesiyle yaşanan gerginlikler eklenirse işler hepten karışabilir.” diyor Bora. Yapılması gereken her şeyin mükemmel olmasını sağlamak değil. Bunun yalnızca evliliğe hazırlık süreci yani gelip geçici olduğunu göz önünde bulundurup ona göre davranmak ve ailelere de bunu anlatmak.

Evlilik danışmanları kavga etmez mi?

Çoğumuzun kafasında şöyle bir algı var: Evlilik danışmanları hiç kavga etmez, mükemmel bir karı-koca ilişkileri vardır. Uzman psikolojik danışman Aykut Bora ve evlilik ve aile danışmanı eşi Betül Bora, bu görüşe karşı çıkarak bunun bir dişçinin dişlerinin hiç çürümeyeceğine inanmak gibi mantıksız olduğunu söylüyor. Onlar da zaman zaman kavga ediyor. Hatta seslerin yükselmesi dahi normal, mükemmel çift olmak için kasarak her şeyi birlikte yapmak zorunda da değilsiniz. Evlilik öncesi süreçteki sürtüşmelere gelince, kitapta anlattıkları gibi âdetler yüzünden ters düştükleri de olmuş zaman zaman. Aykut Bey, tuzlu kahve olayını mantığı pek almasa da kabul etmiş, Betül Hanım da buna karşılık bir yudum aldıktan sonra müstakbel eşinin kahvesini yenilemeye razı olmuş. Yine Aykut Bey, nişan alışverişinde alınan ve Türk filminde kötü adam rolü oynamıyorsanız muhtemelen asla giyilmeyecek olan saten robdöşambr takımına itiraz edecek olmuş ancak bu itiraz annesi ve kayınvalidesi tarafından geri püskürtülmüş. Betül Hanım'a gelince, “Sosyoloji eğitimi almış biri olarak, gelinliğe takılan kırmızı kuşağın kadınları aşağıladığını düşünüyorum, bu yüzden de takmak istemedim. Ancak ailem etraftan bu konuda bir laf duyarsa üzülecekti. Ben de çözüm olarak kırmızı kuşağı evden çıkarken takmayı kabul ettim. Kapıdan çıkınca hemen çıkarttım.” diyor. Bu ufak tefek sorunlar dışında ‘yüzük atma' boyutuna hiç gelmemelerini ise aileleri ve birbirlerine karşı anlayışlı davranmayı ve genellikle uzlaşma yoluna gitmeyi seçmelerine bağlıyorlar.

22 Ağustos 2015 Cumartesi

Yok böyle evlilik teklifi!

Evlenmek ayrı, evlenme teklifi etmek ayrı macera. Klişelere düşmek istemeyen damat adaylarının bazen işi abarttıkları oluyor mu dersiniz? Cevap veriyoruz: ‘Evet!'

İnsanlar hayatlarını birleştirme kararı alırken düğün ya da nişan kadar vazgeçilmez bir aşamadan daha geçiyor: Evlenme teklifi. Kızımızın süzüm süzüm süzülerek beklediği, oğlumuzun çiçekler, ayıcıklar, bütçeye göre tektaşlarla diz çökme hazırlığı yaptığı bu evre, çoğu zaman insanların içinde gerçekleşiyor. Şaşkın bakışlar, alkışlar, kıskanmalar veya küçümsemeler eşlik ediyor gözleri dolan gelin adayının verdiği ‘evet' cevabına. Evlenme teklifini ‘orijinallik' katarak unutulmaz kılmak isteyen bazı damat adaylarının başına ise, beklenmedik işler gelebiliyor. Bunlardan biri geçtiğimiz günlerde yaşandı. İstanbul'da bir genç, evlenme teklifi için E-5 Karayolu'nu kendisiyle beraber yedi araçla kapatmanın çok münasip ve muhteşem olacağını düşünmüş, belki arkadaşlarının gazına gelmişti. Fakat yoldan geçenlerin kibarca ‘âh'larını almak bir yana, grubun ehliyetlerine de el konulmuştu. “O da nesi?” dedirten garip evlilik teklifleri bununla sınırlı değil tabii. Memlekette ve dünyada neler var neler…

‘Türk öğün çalış evlen!'

Hava Harp Okulu'ndan yeni mezun bir subay, evlenme teklifini bir orduyla yaparsa daha etkili olacağını düşünmüş olmalı ki, astlarını adeta bir karşılama töreni gibi, gelin adayına evlenme teklifi için hazırlıyor. O an gelip çattığında, törende önce ‘Sol sağ bir iki' komutları yankılanıyor. Ve anahtar emir geldiğinde tüm askerler hep bir ağızdan, “Yağmur / Süleyman'la / evlenir / misin?” sloganını çınlatıyor etrafta. Daha da aşka gelen damat kumandanımızın “Kim?” komutuna “Süleyman” sesi, “Kimi seviyor?” sorusuna ise “Yağmur'u” cevabı geliyor korodan. Ardından “Aferin!-Sağol” sesleri eşliğinde diz çökme merasimi… E o kadar askere ‘hayır' denir mi?

99 iPhone'a hayır!

Çin'de hangi akla hizmet olduğunu anlayamadığımız bir evlenme teklifi gerçekleşmiş. O meş'um gün için her yıl Çin'de bekârlar günü olarak kutlanan tarihi seçen genç, bekârlıktan çıkmak için mükemmel bir zamanı tercih ettiğini düşünmüş. Bilgisayar programcısı gencin yaptığı teklife gelince, sokağın ortasında tam 99 tane iPhone 6'yı kalp şeklinde dizmiş. Bu kalbin ortasında güller içinde yaptığı teklife genç kızın cevabı ise, ‘hayır' olmuş. Düşünceli âşığımız reddedildiğine mi, yoksa akıllı telefonlara döktüğü paraya mı daha çok üzülmüştür, bilemiyoruz tabii.

Elde beton mikseri varsa…

Afyonkarahisar'da bir hazır beton şirketinde çalışan Yasin Yeşil, evlenme teklifine işini karıştırır. Üniversite öğrencisi gelin adayı Hülya Çetin'in kampüsünün bulunduğu Eskişehir-Konya karayoluna gider. Tabii elini kolunu sallayarak değil, şirketin koca beton mikserini alarak. Yolun ortasına çektiği mikser, trafiği aksatadursun, damat adayı beton mikserinin pompasının üzerine çıkar. Pompadan da “Sana ömür boyu başımın etini yeme fırsatı sunuyorum. Benimle evlenir misin Hülyam?” yazılı pankartı sarkıtır. Yeterince az dikkat çekiyormuş gibi bir de maytap yakan Yeşil, Hülya Hanım gelince teklifini sözlü olarak da yapar. Neyse ki ‘evet' cevabı gecikmeden gelir de yol bir an önce açılır.

Vinçle serenadın sonucu…

Hollanda'da bir adam evlenme teklifi için gelin adayına pencere önünde serenat yapmak istemiş. Pencere önünde derken, evin değil, direkt pencerenin önünü kastediyoruz. Bu seviyeye ulaşmak için ise bir vinç kiralamış. Tam kızın penceresi önüne gelmişken, vinç aniden yana doğru düşmeye başlamış. Tabii binanın çatısında büyük bir oyuk, en üst katta yaşayan altı ailenin evlerinde de ciddi hasar oluşmuş. Ve iki mucize yaşanmış: Biri kazada yaralanan olmaması, diğeri de çılgın adamın ‘evet' cevabını alması…

‘Evleneceğim kızın arabasını çevirin memur bey!'

İzmir'de bir genç adam, evlenme teklifi için tanıdık bir polisle anlaşıyor. Bu anlaşmaya göre polis, genç kızın arkadaşlarıyla bulunduğu arabayı şüpheli olduğu bahanesiyle çeviriyor. Duruma inandırıcılık katmak isteyen polis, araçtan inen gelin adayımızın kimliğini istiyor. Derken damat beyin arkadaşları köprüden ‘Meleğim, benimle evlenir misin?' pankartını sarkıtıyor. Daha sonra ortaya çıkan damat, diz çökerek teklifini yapıyor. Polis de olayın bir kurgudan ibaret olduğunu itiraf edince geriye hatıra fotoğrafı çektirmek kalıyor.

Önce drift, sonra nikâh

Van'da modifiye arabalara meraklı ve drift âşığı bir genç, âşık olduğu kadına evlenme teklif etmek için bu hobisini kullandı. Gencin driftçi arkadaşları, altlarında modifiye arabalarla nikâh salonunun önüne konuşlandı. Her bir aracın ön camında ‘Benimle evlenir misin?'in bir harfi yer alıyordu. Damat, “Sana bir sürprizim var.” dediği gelin adayını buraya getirdiğinde, genç kız driftlerle karşılandı. Driftçi damadımız gelinin kimliğini önceden alıp hazırlıkları yaptığı için, drift merasiminden sonra bir de nikâh merasimi gerçekleşti.

15 Ağustos 2015 Cumartesi

Arzu Yanardağ: Yetmişimde sette olmak istemem

Özel kanallar yeni yeni açılmaya başlamışken, elle tutulur bir magazin programı yokken... ‘Televole' daha Televole değilken, 90'larda hayatımıza girdi Arzu Yanardağ. O günden beri birçok dizide ve sinema filminde karşımıza çıktı. Ardından tiyatro sahnelerinde gördük onu.

Eylül ayından itibaren ise Samanyolu ekranlarında çıkacak karşımıza. Çünkü Samanyolu'nun en çok izlenen dizilerinden Küçük Gelin'in kadrosuna dahil oldu. Dizide küçük gelin olarak izlediğimiz Zehra'nın üvey annesini oynayacak. Seyircinin zihninde üvey annenin iyi karakter olmayacağından şüphe yok. Nitekim Yanardağ da seyirciyi hayal kırıklığına uğratmayacak. Şimdiden rolünün heyecanını yaşayan sanatçıyla yeni projesiyle birlikte oyunculuğunu, hayallerini ve kızını konuştuk.

Bir süredir ekranlarda göremiyoruz sizi.

Televizyonda uzun süreli bir işim olmadı ama mesela en son ‘Galip Derviş' dizisinde konuk oyuncu olarak oynadım. Zaman hesaplamalarında iyi değilim, hep ileriye baktığım için geriye dönük pek zaman veremiyorum. Fakat tiyatroya hiç ara vermeden devam ediyorum, geriye dönük hesabını yapabiliyorum bunun (gülüyor). İki sezon süren Veysel Diker ile çalıştığım ‘Terzinin Türküsü' oyununda oynadım. Bu sezon da Barbaros Uzunöner ile birlikte Bu Tiyatro'nun sunduğu ‘Alçalarak Yüksel' adlı iki perdelik oyunda rol aldım. Bu sezon da devam edecek.

Oyunculuğu deneyen ama başarılı olamayan çok ünlü isim var. Siz bunca zamandır nasıl varoldunuz bu piyasada?

Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nde eğitim aldım ve sahnelere çıktım. Seyirci beni sevdi. O Televole zamanlarından kalan sayılı isimden biriysem sebebini buna veriyorum.

Hem tiyatro hem sinema hem de televizyondasınız. Gönlünüz daha çok hangisinde?

Tiyatro ve sinema birbirini besleyen şeyler aslında. Mesela Hollywood oyuncuları sinemaya ara verip Broadway'e çıkıyor. Sinema değil de belki televizyon biraz kapasitenizi düşürebiliyor. Fakat tiyatro sizi zinde ve ayakta tutan bir şey, aynı roller ya da uzayan senaryolar sebebiyle. Tercih yapmaktan yana değilim ama tiyatro hiçbir zaman vazgeçmeyeceğim bir şey. Bu nedenle diyorum ki 70 yaşıma geldiğimde sabahlara kadar sette olmayı asla istemem ama her akşam tiyatro sahnesine çıkabilirim.

Daha önce oyunculuğa dair ‘biraz şizofreniye sahip olmanız gerekli' demişsiniz. Kastınız neydi?

Oyunculuğu bilinçli şizofreni olarak tanımlıyorum. Ancak nerede durmanızı bilmeniz gerekiyor. Egonuz bazen çok yükselmeli, bazen düşmeli. Mesela silah taşıyan adam rolünü oynayan bir kişi, günlük hayatta bundan çıkamayabiliyor. Rolden çıkabildiğiniz müddetçe bu bahsettiğim bilinçli şizofreni çok keyifli. Belki gerçek hayatta hiç olamayacağınız karakterler olmak ya da ulaşamayacağınız yerlere ulaşmak yani kendi içinizden karakterler çıkarmak çok keyifli.

Size dair ne duysak şaşırırız?

Müslüman olduğumu duysalar şaşırırlar mı? Hayatımda hiç diyet yapmadım, bu kadınlar için şaşırtıcı olabilir. Belki de şu tavsiyede bulunabilirim; insanlar kimin hakkında ne duyarsa şaşırmamalı. Artık beni hiçbir şey şaşırtmıyor, bana dair de ne duyarsanız şaşırmayın.

Beni zorlayacak bir rolde oynamak istiyorum

Samanyolu TV'nin ‘Küçük Gelin' dizisine başlama serüveniniz nasıl oldu?

Dizinin o kadar çok izleyicisi var ki karar vermek hiç zor olmadı. Şimdiden hayranlarım oluştu. Arap ülkelerinden tutun da birçok yerden mesajlar geliyor.

Dizideki rolünüzden bahseder misiniz?

Üvey anne deyince aklınıza nasıl bir portre geliyorsa tam da o.

Diziyle birlikte sizi ekranlarda daha çok göreceğiz. Devamı gelir mi?

Gündemde kalmakla ilgili bir derdim yok inanın. Dizi zaten o kadar çok izleniyor ki ister istemez herkes görecek (gülüyor). Bunun dışında beni takip etmek isteyenler tiyatroya gelebilir.

Oynamak istediğiniz roller var mı?

Şimdiye kadar oynadığım roller belki insanları şaşırttı ama beni zorlamadı. Beni zorlayacak bir rol oynamak istiyorum. Oynamadan ölmek istemediğim roller var. Mesela gerçekte yaşamış biri...

Aklıma Cahide Sonku geldi...

Allah sonumu benzetmesin tabii o da güzel olurdu. Bir de 40'lı yaşlarımda hayata geçirmek istediğim bir sinema filmim var. Şimdilerde senaryosunu yazmaya başladığım bir film... Susuz Yaz filminde Hülya Koçyiğit'in rolünü oynamak isterdim.

Saçlarınızı, imajınızı çok sık değiştirmeniz dikkat çekiyor. Bir nedeni var mı?

Siz madem bana kötü kadın, ara bozan roller veriyorsunuz. Alın size sarı demek gibiydi bu son seçimim, biraz tepkiydi ama sonraları sevdim de. Şu da var ki ben erkek olsam da sürekli sakalımla saçımla oynardım.

Herkes siyaset konuşmamalı

Bu dönemde Samanyolu'nda çalışmak siyasî; ve diğer baskılara karşı hazır olmayı gerektiriyor, buna hazır mısınz?

Kanalın çok izlenen, çok başarılı bir işinde, çok iyi oyuncularla rol alacağım. Ben daha önce de Samanyolu Televizyonu'yla çalıştım ve hayatımda çalıştığım en rahat, en güvenli setti. Durum böyleyken teklif gelince neden kabul etmeyeyim. Hiçbir zaman insanlara göre hayatımı yaşamadım. Özgür yaşıyorum. Bu yaştan sonra kimsenin görüşüne göre şekil değiştirecek değilim. Sanatçı ortada olmalı, çok sağda ya da solda durmamalı. Tabii ki düşünüp inandığın hatta uğruna savaş vereceğin şeyler olabilir ama bence ortada bir profil çizilmeli. Yaptığımız işi çok abartmamalıyız bence. Biraz endam biraz güzellikle birçok kişinin yaptığı bir iş bu. Bu sebeple oyuncuları çok önemsememiz onların da kendilerini çok önemsememesi lazım. Geçen günlerde televizyonda bir programa rast geldim. Bir vakitler şarkıcı olmuş, mankenlik yapmış ya da oyuncu olmuş insanlar siyaset konuşuyor. Bunu anlamıyorum. Herkes siyaset konuşmamalı.

Kızımla ormanda uzun yürüyüşler yapıyoruz

Sesinizin güzel olduğunu söylüyorlar, sesinizle iş yapma gibi bir planınız yok mu?

Kızım Alara sesimi çok seviyor ve evde ona şarkılar söylüyorum. Hayalim, o büyümeden inşallah bir çizgi filmde seslendirme yapmak. Sonra da kızımla sinemada o filmi izlemek...

Kendinizi yıllar sonra nerede görmek, nasıl anılmak istersiniz?

Ardımda bir sinema filmi bırakmak istiyorum. Ama eve giderken bir trafik kazasında ölebilirim. Çok fazla geriye ya da ileriye dönük yapmaktansa şu anda yaşamak istiyorum. Tatile giderken bile iki saatte plan yapıp giderim.

Günlük hayatınız nasıl geçiyor?

Kızımla geçiyor çoğunlukla. Sinema izliyoruz akşamları. Sergileri çok seviyor, birlikte gidiyoruz. Doğada olmayı çok seviyoruz. Uzun uzun orman yürüyüşleri yapıyoruz.

İstanbul'da yürüyecek yerler buluyorsunuz yani...

(Gülüyor)Tabii var ama sır kalsın oralar.

Yıllardır bu işin içindesiniz. Birikim yapabildiniz mi geleceğe dair endişeleriniz var mı?

Memur bir ailenin çocuğuyum. Maddi varlık içinde büyümedim ama ihtiyacım olan her şeyi ailemden alabildim. Sonrasında paramı da kendim kazandım. Aslında halk kızıyım ben. Paradan hiç güç almadım. Çok ihtimalim olsa da zengin bir sevgilim olmadı, aksine hep itmiştir beni. Paranın getiremeyeceği birçok mucizevi şeye sahibim.

e.kartal@zaman.com.tr

2 Ağustos 2015 Pazar

Düğün gibi kına geceleri

Kına-düğün sezonu devam ediyor. Gelin adaylarında yoğun bir telaş. Kınada giyeceği abiye kıyafet, kaftan... Hangi müzikler çalacak, kim DJ'lik yapacak, fotoğrafı kim çekecek? Bu detaylar artık kına organizasyon şirketlerine

Evlilik arefesinde yapılan en güzel eğlencedir kına gecesi. Akrabalar, arkadaşlar toplanır ve gelinin bekârlığa veda edişi kutlanır. Bir müddet eğlendikten sonra en can alıcı sahne başlar: Gelin ortaya oturtulur, yüzü örtülür, ‘yüksek yüksek tepelere…' türküsünü söyleyen kızlar, gelinin etrafında döner durur, o esnada kına tepsisi de elden ele dolaşır. Kaynana gelir, geline kına yakmak ister, gelin avucunu açmaz. Kaynana gelinin avucuna bir altın koyuverince el açılır, kına yakılır. (Kına yakıldıktan sonra gelin kalkar, sandalyesine ilk oturanın evleneceğine inanılır.) ‘Bu gece misafirem, koynunda yatır aney…” derken kız ağlar, annesi ağlar. (Ağlamayan gelin kın kın kınanır!) ‘Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar' türküsüyle ağlatılan gelin, birkaç dakika sonra ‘Dürüye'nin Güğümleri'yle oynatılır. Herkesin içinden bir Asena çıkar ve gecenin sonuna kadar eğlenilir. Buraya kadar anlattıklarımız rutin kına gecelerinden bir kesit. Ancak son yıllarda, kına organizasyon şirketleri revaçta. Organizatörler mekâna cibinlikli taht kuruyor, şık kostümlere sahip kına kızları kapıda misafirlere ‘Hoş geldiniz' deyip gül lokumu ikram ediyor, kına başladıktan sonra gelin hanım arz-ı endam ediyor ve perde: Vur patlasın çal oynasın! Genç DJ ortamın nabzına göre müzikleri ayarlıyor, kına kızları küçük bir dans gösterisi sergiliyor. Gece boyunca ‘oturmaya mı geldiniz hanımlar' tadında misafirleri piste davet ediyor. Pist bu kızlar sayesinde bir an bile boş kalmıyor. Derken kına yakılıyor, tahtından kalkan gelin hanım, şık bir bindallıyla geri dönüyor ve adetlere uygun şekilde kınası yakılıyor. Ağlama merasiminden sonra eğlenceye devam… Talebinize göre bir kadın davulcu da ortalığı inletebilir. Gelin ve akrabaları yorulmadan kınası itinayla yönetilir. Bu organizasyonların fiyatı bin liradan başlıyor.

GELİNİN ÜZERİNDEN YÜKÜ

Krizantem Kına Organizasyonu şirketinin sahibi Arzu Aymak, 13 yıldır organizatör. 5 yıl önce de şirketini kurarak piyasadaki yerini almış. Aymak'a göre gelinler kına gecesinin sultanı ve tüm etkinlikler o gecenin unutulmaz kılınması için yapılıyor. Gelinin zevkine göre kaftan, nedimeler için uygun kostümler, kına tahtı, bayan DJ ve fotoğrafçı, kapıda güllü lokumlarla misafirleri karşılama, hatta geline özel dans dersleri… Hizmette sınır yok. Aymak, gelinin nasıl bir kına gecesi hayali varsa o hayali hayata taşıdıklarını söylüyor. Nitekim tüm bu hizmetler tek bir elden çıkıyor, gelinin ve yakınlarının çarşı pazar gezip vakit kaybetmesine gerek kalmıyor. Aymak da gelinin üzerinden büyük bir yükü aldıklarını düşünüyor. Ancak son zamanlarda işi bilen-bilmeyen herkes piyasaya girmeye başladı. 300'den fazla firma kına organizasyonu yapıyor. Gelin görün ki çoğu kayıt dışı çalışıyor. Arzu Aymak, kayıt dışı çalışan firmalara dikkat edilmesi gerektiğini vurguluyor.

ALMANYA'DA ÇOK RAĞBET GÖRÜYORLAR

İklim Kına Organizasyon Şirketi'nden Cihat Sümüş, Türkiye'nin dört bir yanına hizmet götürmenin yanı sıra Avrupa'ya açıldıklarını da söylüyor. Hollanda, Avusturya ve Viyana'da hizmet veren firma, en çok Almanya'da rağbet görüyor. Oradakiler bekârlığa veda partisi yerine daha geleneksel bir kına gecesi tercih ediyor. Sümüş, 2010 yılından sonra Muhteşem Yüzyıl'ın da etkisiyle kınalarda Osmanlı tarzının hakim olduğunu söylüyor. Gelinler şaşalı Osmanlı kostümleri istiyor ancak Hint konsepti isteyen gelinler de var. Fiyatları bin ile 5 bin lira arasında değişiyor. Ücret talebe göre şekilleniyor. Sümüş bin liraya da iyi bir organizasyona imza atılabileceğini söylüyor.

KENDİ KINASI GÜZEL GEÇMEYİNCE ORGANİZASYON ŞİRKETİ KURDU

Kınacım Kına Organizasyonu Şirketi'nin sahibi Derya Garip Türker, kendi kına tecrübesinden yola çıkarak bu işe girişmiş. Kınası için araştırma yaptığında fahiş fiyatlarla karşılaşıyor ve tatmin edici bir organizasyon bulamıyor. Kınası başkalarına göre güzel olsa da kendi açısından hayal ettiği gibi geçmiyor. “Her gelin bu geceyi lâyıkıyla yaşamalı.” diyerek gelinlere güzel bir kına gecesi yaşatmak için ant içiyor ve yola çıkıyor. Tolgahan Dans Okulu'yla beraber çalışan Türker, geceyi görsel bir şova dönüştürdüklerini söylüyor. “Gelinin bize hayallerinden bahsetmesi yeterli” diyen Türker, kabaca hesap yapıyor: “Bu geceyi kendiniz yapmaya kalkıştığınızda alışverişe çıkıyorsunuz. Bir kaftan 500-600 liradan başlar. Kınasıydı mendiliydi derken çeşitli materyalleri de hesap edin ki bu alışverişi Eminönü piyasasından kotarıyorsunuz. O alışverişe 3-5 kişi gideceksiniz. Arabayla giderseniz otopark parası, yemek masrafı derken fuzulî; harcamalar yaparsınız. İstanbul şartlarında bir günde bütün işleri halletmek mümkün değil, 2-3 kere gittiğinizi varsayın. Bir de yanılma payınız çok yüksek, materyalleri bizim aldığımız fiyatlarla almanız imkansız. Kısaca uğraştığınıza değmez.”