26 Nisan 2014 Cumartesi
Demir kuşların hayranları
23 Nisan 2014 Çarşamba
Soyadını çocuğa kim verecek?
22 Nisan 2014 Salı
Soyadını çocuğa kim verecek?
21 Nisan 2014 Pazartesi
Cumhurbaşkanlığı seçimi mi? Başkanlık seçimi mi?
Yerel seçimlerin ardından siyasi atmosfer yavaş yavaş yumuşamışken, cumhurbaşkanlığı seçimleriyle birlikte siyaset kazanı tekrardan kaynamaya başlayacaktır. Ağustos ayında gerçekleşecek seçimlerde bu sefer bir ilk yaşanacak ve cumhurbaşkanı halkoyuyla seçilecektir. Aslında cumhurbaşkanının halkoyu ile seçilmesi başkanlık sistemine geçişin ilk aşaması olarak planlanmıştı. 2007 yılında yapılan anayasa değişikliği ile cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi %69luk bir oy oranıyla kabul edildi. Bunun ardından 2010 yılında gerçekleşen referandum ile ise başkanlık sisteminin önündeki en önemli engeller kaldırıldı. Aslında 2014 yılına kadar çoktan başkanlık sistemine geçileceği düşünülüyordu. İhanet sürecinin esas amacı da başkanlık sistemine geçişi kolaylaştırmaktı.
İhanet süreci AKP-PKK-Cemaat ittifakının ortak eseriydi. Ancak bu ittifak arasında ciddi çatışmalar yaşanmaktaydı. PKK’nın amacı başkanlık sistemi ile Türkiye’nin eyaletlere bölünmesini sağlamaktır. Zaten başkanlık sisteminin günümüzdeki idari koşullarda uygulanması mümkün değildir. Başkanlık sisteminin olmazsa olmazı ülkenin eyaletlere ayrılmasıdır. Tayyip Erdoğan’ın başkanlık hayali, aslında PKK’nın da en büyük hayallerinden birisidir. Ülkenin eyaletlere ayrılması PKK’nın daha geniş yönetim haklarına ve ekonomik güce sahip olması anlamına gelecektir. Bu durum ise Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılmasının ilk adımı olarak görülmektedir.
AKP açısından başkanlık sistemini değerlendirecek olursak, aslında bütün mücadele cumhuriyetin temel değerleri ile yapılmaktadır. Tayyip Erdoğan iktidara geldiği ilk günden beri cumhuriyetin temel değerlerini sindirememektedir. 1919-1938 yılları arasında Türk devriminin yarattığı ruh 75 yıllık karşı devrim sürecine rağmen hala yok edilememiştir. Tayyip Erdoğan’ın esas meselesi de tam olarak budur: Atatürk Türkiye’sinin kökünü kazımak! Cumhurbaşkanlığı makamının içi boşaltılsa da, yargı ele geçirilse de, ordu tasfiye edilse de karşı devrimciler bir türlü tam olarak istediklerini elde edemediler. Başkanlık sistemi karşı devrimcilerin elindeki en güçlü silahtır.
Cemaat ise en önemli devlet kurumlarını tıpkı bir ahtapot gibi kolları arasına almıştır. 2010 referandumunda Fethullah Gülen’in ölülere bile oy kullandırma sevdası boşuna değildi, çünkü cemaatin tam olarak sızamadığı en önemli kurumlardan olan Anayasa mahkemesi ve HSYK referandum ile birlikte cemaatin kolları arasına girecekti.
Görüldüğü gibi AKP-PKK-Cemaat arasında ortak çıkara dayanan büyük bir ittifak bulunmaktaydı. Bu ittifakın 2007-2014 yılları arasında başkanlık sistemine geçişi sağlayabileceği düşünülüyordu. Ancak güçler arasında gerçekleşen çatışmalar, başkanlık sistemi planlarını altüst etti. Cemaat ile PKK çatışmasının bir sonucu olarak KCK davası, AKP-Cemaat çatışmasının sonuçları olarak ise 7 Şubat ve 17 Aralık süreçleri yaşandı. Sonuç olarak; 2014 yılında Tayyip Erdoğan devlet başkanı olarak Çankaya’ya çıkmayı planlarken, teorik olarak bunun gerçekleşmesi artık imkansızdır.
Cemaatin şer ittifakından uzaklaşmış olması, AKP ve PKK’nın cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ortak hareket etmesini kaçınılmaz hale getirdi. Yapılacak olan ittifak 2010 Anayasa değişikliğindeki gibi gizli bir ittifak mı olacak, yoksa 2014 yerel seçimlerinde kritik bölgelerde BDP’lilerin AKP’ye oy vermesi gibi açık bir ittifak mı olacak bunu önümüzdeki süreçte göreceğiz. Hasip Kaplan’ın açık bir şekilde “AKP ile yan yana” olduklarını söylemesi şer ittifakını gözler önüne sermesi bakımından oldukça mühimdir.
2007 yılından itibaren başlayan süreç ile birlikte AKP adım adım başkanlık sistemini kurmak için çaba harcamıştır. Bu sürecin başında AKP ile Cemaat uyumlu bir ikili iken, 12 Eylül 2010 referandumu sonrası aralarındaki uyum yerini çatışmaya bırakmıştır. Bunun ardından ise Tayyip Erdoğan’ın en büyük destekçisi PKK olmuştur. Tayyip Erdoğan “Millet kendi başkanını sandıkta seçecek” açıklamasını yaparken başkanlık sistemi amacından vazgeçmediğini, cumhurbaşkanı olsa dahi kafasındaki başkanlık sistemini uygulayacağını göstermiştir. Türk milleti şunu unutmamalıdır başkanlık sistemi hem Tayyip Erdoğan’ın hem de Abdullah Öcalan’ın en büyük rüyasıdır. İşte bundan dolayı Ağustos ayında atılacak her bir oyun tarihsel değeri çok yüksektir.
Murat KAYA
18 Nisan 2014 Cuma
‘Organ’ize mutluluk
14 Nisan 2014 Pazartesi
Amaç-Eliyahu M.Goldratt ve Jeff Cox
Bir süredir öyle bir koşuşturmacanın içindeyim ki, ne kadar istesem de bloguma yazamaz oldum. Amaç’ı da okuduğumda taze taze yorumlarımı yazacaktım ama ancak fırsat bulabiliyorum. Neyse, önümüzdeki dönemde telafi ederim J
Üretim sektörüne çok da yabancı olmayan bir İnsan Kaynakları gönüllüsü olarak Amaç’ı okumak benim için yalnızca öğretici değil keyifliydi de. İşte kitabın içinden altı çizili satırlar…
“Şirket para kazanmıyorsa, ne olurdu? Ürün üretip satarak, servis sözleşmeleri imzalayarak, bazı varlıklarını satarak ya da başka bir şekilde para kazanamıyorsa, şirket batardı. İşlevsizleşirdi. Amaç para olmalıydı. Onun yerini hiçbir şey alamazdı. Her neyse, varsaymam gereken şey buydu.”
“Eğer bir şirket para kazanmak istiyorsa, ürünün değeri - bizim ona biçtiğimiz fiyat- sattığımız birim başına stoklara yaptığımız yatırımlar toplamı işletme giderleri toplamından daha fazla olmalıdır.”
“Ne kadar az hata yaparsanız, düzeltmek için o kadar az çalışmak zorunda kalırsınız, bu da daha düşük maliyete götürür.”
“Kısıtlar teorisinin adımları:
· Sistemin darboğazlarını sapta.
· Darboğazları nasıl kullanacağına karar ver.
· Her şeyi yukarıdaki karara tabi kıl.
· Sistemin darboğazlarının verimliliğin arttır.
· Bir önceki adımlardan herhangi birisinde bir darboğaz oluşursa yeniden birinci adıma dön.”
“Bir yönetici şu sorulara cevap veremez ise ona yönetici denebilir mi? Neyi Değiştireceğiz? Ne ile Değiştireceğiz? Değişimi nasıl Gerçekleştireceğiz?”
Keyifli okumalar…