Kudsi Erguner, tasavvuf müziğinin önemli temsilcilerinden. Müzisyenliğinin yanı sıra tasavvufu ve Mevlânâ'yı dünyaya anlatmaya çalışıyor. Uzun yıllardır Paris'te yaşayan Erguner, Avrupa Mevlânâ Enstitüsü'nün de kurucusu. Sanatçı ile son yıllarda değişen Mevlânâ algısını, Paris saldırısını ve müziği konuştuk.
Mevlânâ'nın adı bu kadar anılmazken siz Avrupa'da Mevlânâ Enstitüsü'nü kurdunuz. Temel düşünceniz neydi?
Bu bir ihtiyaç idi. Konserlerimin sonrasında etrafımda bir halka oluştu ve bu kalabalığı kurumlaştırmak gereği ortaya çıktı. Bu çerçevede Mesnevi dersleri ve müzik dersleri yıllardır devam etmekte. Bu arada altını çizmek isterim; son yıllara kadar hiçbir Türk bu çalışmalara ilgi duymadı.
Son dönemde Mevlânâ ve Mevlevî;lik oldukça popülerleşti. Popülerleşince özden uzaklaşıldı mı?
Daha önceki günlerde bir devlet adamımızın verdiği yemekli davette masalar arasında dönen semazenler vardı. Bu manzarayı görüp de üzülmemek elde değil. Televizyonlarda seyrettiklerimiz, ney üfleyen, dönen herkesin Mevlevî; olma iddiasında bulunduğu veya zannedildiği bir devirde yaşadığımızın göstergesidir. Mevlevî;lik tarikat olarak ortadan kalkalı neredeyse bir asır oldu. Kendini Mevlevî; zanneden herkesi ortalıkta döndürerek, devlet eliyle Mevlevî;liğe, Mevlânâ Hazretleri'ne, tasavvufa, evliyaya büyük saygısızlık yapılmakta. Popülerleşince özden uzaklaşma değil, özü olmadığı için popülerleşme söz konusudur.
Özellikle Ramazan ayında ‘tasavvuf müziği' adı altında yapılan müziği de eleştiriyorsunuz. Dinî; müzik ne oldu da bu kadar yozlaştırıldı?
Dinî; hayat ve sosyal yapının değişimiyle birlikte müziğin de değişmesi normal. Din ve sanat birbirine bağlıdır ve tümü bir ‘zevk' unsurudur. Osmanlı toplumunun elitinin ürettiği bir müzik ve edebiyat mirası var, bundan da günümüz insanının zevk alabilmesi olanaksız. Oysa toplumumuzun seçkin insanları belki de Tanzimat'tan bu yana Batı müziği ile daha fazla ilgili. Tasavvuf müziği, tasavvuf ehlinin zevk alarak dinlediği müziktir; yani müzik, dinleyenin zevkiyle yücelir. Eski eserler bile bugünün zevksizliğiyle icra edildiğinde ilahiden çok oyun havasına veya Türk sanat müziği şarkılarını andıran bir müziğe dönüşüyor. Kısacası yozlaşan müzik değil, insanlarımızın zevkidir.
Son dönemde Mevlânâ'nın sadece hümanist tarafının ön plana çıkarılması, İslamî; yönünün arka planda bırakılmaya çalışılması bilinçli bir tercih mi?
Mevlânâ kelimesi artık her türlü fikir, heves veya niyetin teyit olunmasına alet edilmekte. Kimi, Mevlânâ'da; serbest pazar ekonomisini ilk düşünen adam, kimi atomu keşfeden adam, kimi filozof, kimi katı bir dindar, kimi bâtınî; bir zındık, kimi ahlaksız bir adam görüyor. Velhasıl söylenenler çok. 16. yüzyılda İtalya'da ortaya çıkan bir fikir hareketinin yani ‘hümanizma'nın 13. yüzyılda yaşamış olan Mevlânâ Hazretleri ile ne ilgisi olabilir, anlamak zor. İslâm dünyasının tasavvufu ile Rönesans'ı ve hümanizm hareketini oluşturan şartlar aynı değildir.
“Mevlânâ şimdi gelse sopayla herkesi kovalar.” diyorsunuz. Ona ve düşüncelerine, onu temsil ettiğini söyleyenler de büyük zarar veriyor değil mi?
Hoşgörü sloganlarıyla Mevlânâ Hazretleri'ni her şeye eyvallah diyen, içine kapanık bir adam gibi gösterenler, onun hayatını anlatan, Menakıbü'l-Arifî;n, Sipehsâlâr veya İbtidâ-Nâme'yi okusalardı hayallerindeki Mevlânâ'nın bambaşka olduğunu anlarlardı. Mevlânâ'nın sözlerinde Allah'ın gazabından da haber vardır, rahmetinden de. Elbette Mevlevî;lik yoluna hatta genelde tasavvuf yoluna en büyük zararı kendinden menkul şeyhler, kendilerini kemâl ehli, hikmet sahibi zanneden cahiller veya sahtekârlar vermektedir.
Batı'nın tasavvuf ve Mevlânâ algısı nasıl?
Her şeyde olduğu gibi bu konuda da farklı faktörler ve çalışmalar var. Önemli bir akademik çevre birçok araştırma yapmakta, eserler ortaya koymakta. Derviş olmaya niyetlenen birçok insan ise oluşan farklı grupların mensubu olmakta ve hemen kendilerini otantik derviş ilan edivermekteler. Kısacası her talip kendi nasibini bir yerlerde buluyor. Üzücü olan bu grupların liderleri, ülkemizdeki yeni tasavvuf hareketini bir şeylerin devamı zannedip kendilerine misal kabul etmesi. Elbette bu arayışlarında ciddi ve samimi olanların sayısı gittikçe artmakta. Lakin, sufi terapi, sufi meditasyon, sufi enternasyonal ve benzeri akımlar ve onları besleyen kitapların çoğunun ne Mevlevî;lik'le, ne Mevlânâ ile bir ilgisi vardır. Siyasal açıdan bakıldığında ise Afganistan savaşından bu yana icat edilen İslamî; teröre sanki bir panzehir olarak da kullanılan ve İslâm'dan uzak bir Mevlânâ görüntüsü sergilenmekte. Bunun ise hiçbir maksada faydası olmayacağı inancındayım.
Kudsi Erguner'in tasavvuf düşüncesi nasıldır ve nelere odaklanır?
Tasavvuf bir haldir ve hallerin devamlılığından oluşan bir makamdır. Ben halimin kemâle ermesi için dua ve ibadet ediyorum.
Tasavvuf musikisini caz, blues gibi farklı tarzlarla bir araya getirip farklı bir kulvara taşımanızdaki temel amaç neydi?
Tasavvuf musikisini ben başka şeylerle bir araya getirdiğimi zannetmiyorum. Bu tip çalışmalarımda eski eserlere ve bestekârlarına saygımdan dolayı, geleneksel eserler yerine kendi bestelerimi kullanmayı hep tercih ettim. Mesnevi'nin beşinci beytinde Mevlânâ Hazretleri, “Men beher cemiyyetî; nâlân şudem/ Cüft-i bedhâlân ü hoş hâlân şudem” Yani; “Ben ki her cemiyetin feryadıyım / İyinin de kötünün de yoldaşıyım.” buyuruyor. Ben de neyimle her davete icabet ettim ve bunda hiçbir mahzur görmedim. Ama nerede olursa olsun neyi ney gibi üflemeye gayret ettim.
Biraz da kendimizi tanısak
Bugüne kadar cazdan çağdaş müziğe kadar birbirinden çok farklı sanatçılarla çalıştınız. Bu çalışmaları yapmanızın özünde hangi düşünce vardı? Bu kadar farklı kulvarlarda çalışmanız ve sürekli arayış içinde olmanız, size ve müziğinize neler katıyor?
Her fırsatta müziğin bir dil olduğu söylenir, bir Türk, İngilizce veya Fransızca öğrenince İngiliz veya Fransız olmaz. Ama bu dilleri öğrenmek insana yepyeni ufuklar açabilir. Ben Hint, Arap, Japon müziklerini araştırdım, anlamaya çalıştım. Caz ile Batı müziğinin çeşitli dönemleriyle de ilgilendim ve bu çalışmalarımın bana çok faydalı olduğuna inanıyorum.
Çok büyük bir musiki birikimimiz var. Ancak bu birikimin müzisyenler bile farkında değil. Bu durum nasıl tersine dönecek?
Kültür hayatımız büyük bir çöküntü içinde. Müzik, bir medeniyetin en yüce ifadesidir; medeniyet olmayınca müzik vazodaki çiçek gibi kısa zamanda solar gider. Mesele sadece müziği değil, müziğin ve edebiyatın oluştuğu medeniyet enkazını da tekrar diriltmektir. Bunun da ancak bu bilinçteki sanatkârlar ile oluşabileceği kanaatindeyim.
İnsaniyet tek bir beden gibidir
Paris'te yaşayan Müslüman bir müzisyen olarak Fransa'daki saldırıları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Gizli servislerin yetiştirip ortaya saldıkları bu vahşi profesyonel milisler İslâm ve Müslümanlar adına cinayetler işlemektedir. En acısı İslâmiyet'in bir cinayet şebekesi gibi algılanmasına çalışan bu milislerin maalesef Batı emperyalizminin hizmetkârı Müslüman ülkeler tarafından da finanse edilmesidir. İslâmiyet artık selamete vesile olacak bir hikmet kaynağı olarak değil insanlara dünyayı zehreden bir din olarak bilinmekte.
Saldırılar sizce Avrupa'daki İslâmofobiyi körükler mi?
İki dünya savaşında Batı ülkeleri birbirlerini katletmişlerdi. Ancak 60'lı yıllardan beri komünizm, İslam, demokrasi gibi mazeretlerle dünyanın başka yerlerinde savaş etmeyi tercih ediyorlar. İnsaniyet artık tek bir beden gibidir, yara vücudun neresinde olursa olsun azap bütün bedeni saracaktır. Bir medeniyet devamlı kendisine bir düşman yaratmakla güç buluyorsa, bu medeniyet hastalıklıdır ve bu hastalık bulaşıcıdır. Yarım asır önceki komünist düşmanlığı bugün İslâmofobiye dönüşüyor ama yarın da bir başka düşman bulunacaktır.
Bu süreçte sanat ve tasavvufun etkisi ne olabilir?
İslâm ve tasavvuf, bize büyük cihadı tavsiye ediyor yani insanın içinde gizli olan ve insan suretine hiç yakışmayan bu vahşi hayvanlığın kaynağını yani nefsimizi terbiye etmemizi öneriyor. Batı medeniyeti, hep iyi ve kötüyü savaştırmakla meşgul… Kimin iyi kimin kötü olduğunun ölçüsünü de kendisi icat ediyor. İnsanın düşmanı kendi içindedir ve ancak bununla mücadele etmek dünyaya huzur getirecektir. Allah ölenlere rahmet, kalanlara da akıl fikir ve sabır ihsan etsin.