27 Şubat 2016 Cumartesi

Hangi hastalıklar için hangi koku sürülür?

Artık her yerde parfümcü var. Beş liraya bir şişe su ve azıcık esans satın almış oluyorsunuz. Ama niyetiniz size uygun kalıcı bir kokuysa kesenin ağzını açmanız şart. Kimyager-parfümör Bihter Ergül ise size özel koku tasarlıyor. Dahası psikolojiniz düzeliyor, rahatsızlıklarınız azalıyor.

Cam şişeler rengârenk sıvıyla dolu. Gül pembesi, hardal sarısı, menekşe rengi içinizi açıyor. Ne yana baksanız sırça. Bir şeyleri kıracağım diye ödünüz kopuyor. Odanın orta yerindeki deney tüpü fokur fokur kaynıyor. Ölçekler, tüpler, formüller... Manzara laboratuvarda geçen kimya derslerini hatırlatıyor. Lakin havaya yayılan keskin rayiha, parfüm atölyesinde olduğumuzun işareti. Bizi tedirgin eden gereç kalabalığı içinde harıl harıl çalışan kişi ise Bihter Ergül. Kendisi ömrünü mis gibi kokular içinde geçirmiş hünerli kimyager. Moda tabirle parfümör.

“Hafızadan silinmeyen tek şey kokudur.” diyen Bihter Ergül, herkesin tek tipleşmesinden parfümleri sorumlu tutuyor. Haksız da sayılmaz. Avuç dolusu para ödediğiniz çiçek esansı size uygun olmayabilir. Her gün atölyesinin kapısını erkenden açıyor. Kişiye özgü kokular hazırlıyor. Dersler veriyor. Onu meslektaşlarından ayıran bir özelliği de var. Hastalık, beslenme ve giyiminizi tespit ediyor. Kaç bardak çay içtiğinizden tutun da spor yapıp yapmadığınıza kadar her şeyi dikkate alıyor. Sonra kokunuzu hazırlıyor. Onun titizliği bu zamanda tuhaf gibi görünse de Ergül, çağlar önce yaşayan meslektaşlarından güç alıyor: “Osmanlı'da kokular kişiye özel hazırlanırdı. Hatice Sultan için nar ve karanfil esansları hazırlanırdı. Her ikisi de hiperaktiviteyi teskin eden özelliğe sahip.”

Bihter Ergül'ün mesleği altı yaşındayken belli olur. Ailesi önceleri korkar. Zaman geçtikçe kokular konusundaki yeteneği herkes tarafından kabul görür: “Bardakları, insanların saçlarını, oturdukları yerleri kokluyordum. Bu durum ailemi korkuttu. Önce sağlık sorunum olduğunu düşündüler, sonra sadece burnumun hassas olduğunu öğrenip rahatladılar. Hep destektiler. Karnemi aldıktan sonra yaz tatilinde Eminönü'ndeki esansçıların yanına çalışmaya gönderdiler. Daha sonra eğitimimi tamamladım.”

Anket doldurmayana koku yok!

Amaç güzel kokmak ise birçok kozmetik firması zaten işin hakkını veriyor. Kimyager Bihter Ergül ise mis gibi kokarken psikolojik ve fizyolojik rahatsızlıklardan kurtulmayı öneriyor. Farz-ı misal, kişi “Hafıza sorunu yaşıyorum.” diyorsa kan portakalını muhakkak formüle ekliyor. Migren atakları geçiriyorsa İngiliz nanesi olmazsa olmazlardan. Kişiye özel esans için anket doldurulmasının sebebi de bu zaten. Bütün veriler göz önünde bulunduruluyor ve genelde hastalıklarda olumlu değişim görülüyor.

Yıllar içinde sadece hastalıklara şifa bulmamış parfümör. Kendisine çok ilginç taleplerle gelenler de olmuş. Birini bizimle paylaşıyor: “Bir müşterim gelip hastalıklarından çok evlenebilmesi için bir koku tasarlanmasıyla ilgilendi. ‘Bana evlenme teklif etsin.' diyordu. Kendisine böyle bir formülün olamayacağını sadece ona en yakışan içeriği hazırlayacağımızı söyledik.” Merak edenler için söyleyelim. Netice müspet. Ergül ve arkadaşları düğün davetlileri arasında yerini almış.

Erkekler risk alıyor, kadınlar garantici

İşin ehlini bulmuşken kadınlar mı erkekler mi daha iyi koku alıyor diye sual ediyoruz. Hemcinslerimiz daha iyi koku alsa da başından beri dünyaca ünlü parfümörler erkek. Çünkü cins-i latif rayiha seçerken de tasarlarken de kendi zevkine göre hareket ediyor. Beyler ise daha çok genel geçeri dikkate alıyor Ergül'ün kanaatince: "Aslında ülkemizde benim gözlemlediğim kadarıyla kadınlar daha çok birbirlerine sorarak herkesin kullandığı parfümleri tercih ediyor. Beyler ise standart dışı kokuları ve parfümleri arıyor. Bu da sanırım bayanların daha garantici, beylerin ise risk alma dürtüleri ile alâkalı."

Bel ağrısına biberiye halüsinasyona fesleğen

Koku uzmanı Bihter Ergül'ün markası Tiyrus'ta yüzlerce çeşit bulunuyor. Üstelik dudak uçuklatan fiyatlarla karşılaşacağınızı zannetseniz de bu doğru değil. Kalıcı bir kokuya ödeyeceğiniz meblağ ile başa baş. Ergül, kendi kendisini tedavi etmek isteyenlerden de yardımını esirgemiyor. Şifalı kokuların listesini bizim için hazırladı:

Havale ve felç geçirenlere nane, okaliptüs, gül, Hint defnesi.

Sıcak mizaçlılara (halüsinasyon) bergamot, misk, melisa, fesleğen, yasemin, kananga.

Sırt ve eklem ağrıları ve kuluncun şifası için mandalina, karabiber, zencefil, kayeput, adaçayı, ardıç öneriliyor.

Ateşli hastalıklara, vesvese ve kaygıya ıtır, portakal, neroli, lotus, gül kullanılabilir.

Kadın hastalıkları melisa, gül, nane, servi, papatya, adaçayı, tarçın, hatmi iyi geliyor.

Bel ve sırt sorunları için de, kuşdili, biberiye, limon, tefarik, nane ve kafuru tercih edilmeli.

23 Şubat 2016 Salı

Gündüz kuşağı, beyin yakıyor

Çeşitli mazeretlerle işe gidemeyip bütün gün evde televizyon seyretmeye mahkum olan beyaz yakalılar anında açıyor isyan bayrağını. Ya sürekli bu programlara maruz kalan ev hanımları ne yapsın? Huzurlarınızda izdivaçtan stiline, magazinden günlük dizilere beyin yakan gündüz kuşağı programları…

“Ev hanımlığı zor zanaat.” derlerdi inanmazdık. Çamaşırdı, bulaşıktı, yemekti derken kendine ayıracak zaman neredeyse yok gibi. Ufak da olsa zaman ayırabilen kadınların bu vakti ne kadar verimli kullanabildikleri meçhul. Bakınız, bir anne ata sporu olarak televizyon izlemek. İzlemeyin demiyoruz, hobi olarak yine izleyin lakin kaliteli programları tercih edin. Gitmesek de görmesek de mutlaka var olduklarına inanıyoruz o ‘kaliteli programlar'ın. Geri kalanıysa vakit ve IQ kaybı. Sabahtan akşama bunları izleyip ruh sağlığından bir şeyler kaybetmemek imkânsız. Bu kadar ev hanımı bu yayın akışına rağmen halen cinnet getirmediyse beylerin yatıp kalkıp şükretmesi gerekiyor. Neyse fazla uzatmayalım ve bir gününü baştan sona TV programlarıyla geçiren bir ev hanımının içinde bulunduğu ahval ve şeraite bakalım.

Daha çocukları yolcularken başlıyor magazin programları. Bir nefes gibi muhtaç olduğumuz ünlüler, ünlülerimiz… Bu programlara “Gıybet Forever” da diyebiliriz aslında. İncir çekirdeğinin dörtte birini doldurmayan mevzuları saatlerce tartışabiliyorlar. Skandallarıyla gündemden düşmediği için konuya hakim bir eski mankenimiz, dobralıkla paçozluğu karıştıran sarışın şarkıcılarımız, gazı kaçmış 80'li yılların oyuncuları filan hep buralarda sunuculuk yapıyor.

Arkası yarın da gelmeyen günlük diziler

Bitti mi? Tabii ki hayır. Daha yeni başlıyoruz. Sırada birbirinden kaliteli(!) senaryo ve oyuncularıyla yerli günlük dizilerimiz var. Dizideki her oyuncu sırasıyla önce zengin sonra fakir oluyor, trafik kazası geçirip hastanelere düşüyor, kör oluyor, sele kapılıyor göçük altında kalıyor, ‘yandı bitti kül oldu'lara geliyor. Ev hanımını da baydıkça bayıyor, neyse ki bu esnada ‘arkası yarın'lı sona geliyoruz.

Bu dizilerle ilgili dikkatimizi çeken diğer bir husus da farklı günlük dizilerde sürekli aynı oyuncuları görmemiz. Kendileri günlük dizileri koruma ve yaşatma derneğinin yılmaz bir neferi olarak ant içmiş olmalı. Neyse içimizin bu kadar bayıldığı yeter. Şöyle biraz aksiyonlu bir şeyler lazım, diye düşünürken karşınıza kadın programları çıkıyor. Hanımefendinin elinden bir uçan bir de kaçan kurtuluyor maşallah. Pardon kaçan ve kayıpları bulmak da onun işiydi, sözümüzü geri alıyoruz. Bu programları bir-iki saat izleyip doktora görünün, iddia ediyoruz paranoyak-şizofreni teşhisi almanız garanti. Öyle olaylar dönüyor ki, bu esnada bebeği ağlayan yan komşunuza, “Kesin çocuğun üzerinde sigara söndürüyordur bu.” diyerek baskına gitmeye niyetleniyorsunuz. Mahalle bakkalınız potansiyel sapık, sütçü çete lideri, sucu çocuk katili gibi görünmeye başlıyor gözünüze.

Amonyaklı pasta mı, siyanürlü börek mi?

Akşama ne pişirsem sorusu yavaş yavaş beynimizi kemirmeye başlamışken yemek programları yetişiyor imdadımıza. Her şehirden kadın bu programa konuk olup kendi yöresel yemeklerini pişiriyor. Bunları hem izliyor hem gıcık oluyorsunuz. Bir kere fırsat eşitsizliği söz konusu. Konuklar başlıyor: “Eveet, Antep'imizin meşhuuur kuru dolması”, “Bu da Maraş'ımızın dillere destan tarhanası, annem elleriyle yaptı”, “Bu bilmem hangi ilimizin bilmemnesi.” Tamam da ben ne yapayım? Her akrabamı farklı illere taşınmaya zorlayıp her memleketin nesi meşhursa ondan yollamaları için dil mi dökeyim? diye düşünmeden edemiyorsunuz. Her yörenin en güzel malzemesiyle siz de yaparsınız güzel yemeği canım, ne var yani! Neyse bir de yemeklerine edilen iltifatlarla fazla gazı alıp, ‘amonyaklı pasta' yapmaya filan kalkanlar da oluyor ki aman diyelim evlerine misafir olmayın. Bugün amonyaklı pasta yapan, yarın siyanürlü börek, cıvalı pilav filan da yapabilir. Oktay Usta'm geri dööööön!

Evlilik programları üzerine o kadar çok şey söylendi ki, sanıyoruz konuşulacak bir şey kalmadı bunların üzerine. Yapımcılar da bunu fark etmiş olacak ki bir üst modelini sürdüler piyasaya. Birkaç kadın ve birkaç erkek kendilerine ayrılan eve doluşuyor. Bütün gün ‘o benimdi göz koydun, bu senindi elinde tutamadın'lar, ‘bana bak, beni kızdırma hoşlandığın insanı elinden alırım'lar gırla gidiyor. Adaylar birbirini kırmızı odaya çağırıp aşağı çevirdikleri kum saati bitene kadar tanımaya çalışıyor. Bu programda olası bir evliliğin ömrü de büyük ihtimalle o kadar olur zaten. Bir de galiba bu evde atanamayan bir nüfus memuru var. Ne zaman baksak, “Sen kimsin, kim, kim?” diye başkalarının üstüne yürüyor. Neyse zaten çoğu oyuncu ajanslarından gelme diyorlar. Fazla kafa yormaya gerek yok. Başka kanala geçelim.

‘500 liralık kıyafetle temizliğe gidiyorum' kombini

Stil programları ayrı bir alem. Özetle, sen mi tarzsın, ben mi tarzım diye birbirine çemkiren kızlar ordusu ve bu kızlara ‘Çemkirmeyin!' diye çemkiren bir jüri var. Programda öyle alakasız şeyler dönüyor ki bir anda oturduğunuz koltukta hayatı sorgulamaya başlıyorsunuz. Bir tanesi çekmiş jilet gibi eşofmanları, temizliğe gidiyormuş. Kombinin toplam fiyatı neredeyse 500 lira! Galiba sarayı filan temizlemeye gidiyor. Vallahi bizim bildiğimiz temizlik alakasız renklerde, yer bezi olmaya ramak kalmış, muhtelif yerlerinde çamaşır suyu lekeleri olan ‘bicamalar'la yapılır.

Bir de yarışmada sadece tarzlar değil, acılar da yarışıyor. Birisini ailesi reddetmiş, öbürü parklarda yatmış, biri babasıyla rastlarsa konuşuyormuş, berikinin annesi rahmetli olmuş filan. Birisi de çıkıp demiyor ki, ‘Acınızı anlıyorum da bunca özel mevzunuzu stil programında milyonlarla paylaşmak neden?' Bir de çok enteresan biri ağlamaya başlamadan kesinlikle diğeri ağlamıyor. İlk ağlayan adeta koro şefi görevi üstleniyor. Değişik kafalar!

‘Valla bak böyle çok güzelsin' derken çarpılmak

Beylerin hanımlarının beğenmedikleri yerlerini değiştirebildikleri “Valla bak böyle daha güzelsin” konulu bir program var. Özetle kel ve göbekli amcalarımız geliyor, benim eşim şöyle şişman, burnu böyle büyük, aldığımda bu böyle değildi diye uzmanlara şikâyette bulunuyor. Dikkatimizi çeken şeyse bu amcalar bakımlı yahut eşinden daha genç görünen tipler değil. “Tamam, eşini güya estetikle daha genç, güzel hale getireceksin de sonrasında o kadının yanında sen nasıl görüneceksin?” sorusunun cevabı yok. Dikkatimizi çeken başka bir şey, jüri ve yarışmacıların eşleri sürekli bu adamları tebrik edip duruyor. Yahu, milyonların önünde kocası tarafından “Orasını öyle değiştirin, burasını böyle yapın.” diye aşağılanan kadın, babaanne olacak yaştayken saçı pembeye boyanan kadın, ama övgüler sürekli erkeklere. Dedik ya tüm gündüz kuşağında olduğu gibi bunda da mantık aramak yersiz.

m.tuncel@zaman.com.tr

14 Şubat 2016 Pazar

Şık, rahat ve herkes için spor kıyafetler

Uzun süredir muhafazakâr giyim markaları belirli bir tarz dışında ürün sunmuyordu. Son zamanlarda ise bu durum bir nebze de olsa değişti. Artık rahat ve spor şıklığa da yer veriliyor.

Muhafazakâr giyim firmaları yıllarca tek bir parça ürüne odaklandı. Zaman içinde bu ürün grubu çeşitlendiyse de kendi içinde belli bir çizgiden öteye gidemedi. Fakat artık moda daha demokratik. Markalaşma, marka iletişimi gibi konularda henüz yolun başında bile olamayan sektörün hızlı balıkları sayılabilecek kişisel markalar, sosyal medyanın da gücüyle beklentileri doğru okuyarak çözümler üretti. Sonunda hızlı moda markalarında tek tük bulunabilen spor parçalar muhafazakâr markalardan evvel butiklerden ve kişisel markalardan servis edildi. Bunu genç muhafazakârların sektöre yön vermesi olarak da yorumlayabiliriz. Diğer taraftan ise yılların muhafazakâr giyim markalarının burunlarının önünü görememesi söz konusu. Hedef kitleleri konusunda nasıl bu kadar bilinçsiz olduklarını merak etmemek elde değil. Zira çoğunun aileleri de birer hedef kitle; eşleri, çocukları ve çalışanlarına bile bakarak bu talebi algılayabilmeleri gerekirdi ama olmadı. Ancak bu tarz spor şık ürünler sosyal medyada beğenilip butiklerde de bol bol sipariş alınca ‘hadi yapalım' diyebildiler. Çünkü yönetimleri erkeklerden oluşuyor ve bu yönetim sadece satışa odaklanmış durumda. Satın alma yapan bayiler de yine erkeklerden oluşuyor. Kadınların neler beklediği ise kimsenin pek de kafa yorduğu bir mevzu değil. Belki bundan sonra değişir. Onlar değişmese bile artık seçenekler çok fazla.

Gençlerin sözü geçiyor

Kayra, sektörde kendi yerini edinip sürüden ayrılmayı başaranlardan. Zira bu eğilime birkaç sezondur hazırlık yapıyorlar. Hatta buna özel bir tasarımcıları bile var. Koleksiyon içindeki spor ürünler kendi başına bir line oluşturmaya bile gidiyor denebilir. Oldukça uzun spor sweatler ve onları tamamlayan spor pantolonlar oldukça hoş. Tasarımlardaki detaylar da göz dolduruyor. Modanın yükselen trendi sporcu ruhlara da slogan sweatler hazırlanmış. Butik markalarda ise yer yer pırıltılı detaylar ve işlemeler öne çıkıyor. Kadife eşofman takımlar ise diğer bir yükselen trend. Tamamen spor ürünlere odaklanmış Latifa'da özellikle pudra tonlarda çok rahat ve hoş parçalar var. Sadece tunik takımlar değil özellikle uzun boy spor elbiseler de koleksiyonda başı çekiyor.

Modanisa da hem dergi çekimlerde hem de ürün bazında birçok spor tasarımı sunuyor. Eskiden satılsa da pek göz önüne çıkmazdı. Son dergiyi inceledim ve açıkçası spor looklar en iyi kotarılmış çekimler gibi geldi bana. Bu alanda sefamerve.com aslında öncülerden ama çekimler tasarımların yanında zayıf kalıyor.

El emeği göz nuru kasnaktan çanta

El emeği ürünler biraz nostaljik biraz naif tarafıyla yeniden aramızda. Modern zamanın birçok şeyi makinelere emanet ettiği dünyada insanlar elini yeniden işin içine sokmak istiyor belli ki. Ama bir görev değil hobi olarak. Mesela geçmişte gelin olacak kızların biraz da mecburen işlediği kanaviçeler. Fotoğrafçısından öğrencisine, yazarından mühendisine birçok insanı mini bir kasnak işlerken görmek şimdilerde âdeta moda. Belli ki bu durum oldukça sevilmiş. Geçmişi günümüze taşıyan kıyafetler tasarlayan Erin Fetherson, bu el işlemesi kasnakları birer çantaya dönüştürmüş ki ben çok sevdim. Çantalarda sloganlar, harfler ve bir sima var.

7 Şubat 2016 Pazar

Renkli beslenin sağlıklı yaşayın

Diyetisyen İpek Ağaca Özger, renkli ve dengeli beslenerek hem sağlıklı yaşamanın hem de kilo vermenin mümkün olduğunu söylüyor. Bu yöntemle zayıf olanlar da kilo alabiliyor.

Uzman diyetisyen İpek Ağaca Özger'e göre renkli ve sağlıklı bir hayat için renkli beslenmek gerekli. Renklerle Diyet isimli bir kitap da kaleme alan Özger, farklı renkteki meyve ve sebzelerde bulunan antioksidan ve vitaminlerin vücudumuzdaki hangi hastalıklara iyi geldiğini söylüyor. Renkli beslenerek ve dengeyi sağlayarak kilo vermenin ya da almanın mümkün olduğunu belirtiyor. Ona göre toplum olarak beslenme alışkanlığımız renksiz, meyve tüketimimiz ise çok düşük. “Kışın sadece portakal ve mandalina tüketiyoruz. Danışanlarıma ‘Ne kadar meyve tüketiyorsunuz?' diye sorduğumda hiç meyve yemedikleri gün o kadar çok oluyor ki. Oysa karbonhidrat, yağ ve protein dengesinin sağlıklı bir şekilde dengeli tüketilmesi gerekiyor.” diyor.

İpek Ağaca Özger, sürekli aynı meyveyi tüketmenin de doğru olmadığını söylüyor. Çünkü aynı antioksidan ve aynı vitamin alınmış oluyor. Her besin grubunda olduğu gibi çeşitliliğin meyve ve sebzelerde de tercih edilmesi gerektiğini belirten Özger şöyle konuşuyor: “Menünün içerisindeki renkler çok önemli. Örneğin; domates çorbası, domatesli bir pilav, sonrasında bir karpuz ve domates salatası gibi tek renk besinlerin bir arada olduğu bir menü insana sıkıcı gelebilir. Tüketici açısından da doğru değildir. Ama rengârenk ve birbiriyle uyumlu bir menü tüketim için daha uygundur.”

Bazı uzmanların ‘Meyve şekeri diyabete yol açar, kilo aldırır.' diyerek insanları korkuttuğuna dikkat çeken Özger, “Bu kesinlikle yanlış bir bilgi. Bu sefer halkımız meyve tüketmiyor. Ama şerbetli tatlı yiyor, çikolata tüketiyor. Farklı ve sağlıksız bir beslenme alışkanlığına kayılmış oluyor. Gün içerisinde ortalama dört beş kez ve farklı renkte meyve tüketmemiz gerekiyor.” diyor.

Hangi renk meyve ve sebzeler, hangi hastalığa iyi geliyor?

Kırmızı: İnsan vücudu tarafından üretilemeyen likopen, pek çok kanser türüne karşı koruyucu, güçlü bir antioksidan. Kırmızı meyve-sebzeler kalp hastalıklarına, prostot, kolon, mesane ve cilt kanserine karşı korunmada yardımcı.

Sarı-turuncu: Enerjinin sembolü olan turuncu renkteki meyve ve sebzeler, doğal bir bitkisel pigment olan karotenoidler tarafından renklendiriliyor. A vitamini zengini olan bu renkteki besinler, vücudu harekete geçiriyor. Görme sağlığını ve bağışıklık sistemini destekliyor. Kansere karşı koruyucu özellikler taşıyor.

Yeşil: Doğanın, huzurun rengi olan yeşilin, meyve ve sebzelerdeki kaynağı ‘klorofil'. Yüksek C vitamini içerikleriyle dikkat çeken yeşil grupta yer alan meyve ve sebzelere, kanser ve kalp hastalıklarından korunmak, bağışıklık sistemini güçlendirmek için günlük beslenmede gereken önemi vermek gerekiyor. Hamilelerin, sigara kullanan kişilerin, sporcuların, stres altında olanların, yanık veya ameliyat olan kişilerin C vitamini ihtiyacı diğer kişilere göre daha fazla.

Mor: Meyve ve sebzelere mavi-mor rengi veren pigmente ‘antosiyanin' deniyor. Antosiyaninler, hücreleri hasar almaktan koruyor. Sakinleştirici özelliğe sahip olduğu bilinen mor renge sahip olan besinler, gençlik ve güzellik vererek yaşlanmayı geciktiriyor. Kalp hastalıkları, felç ve kansere karşı korunmada, hafızayı güçlendirme ve yaşlanmayı geciktirmede etkili oluyor.

Beyaz: Temizliğin, saflığın simgesi olan beyaz renkteki meyve ve sebzeler, rengini ‘antoksantin' isimli pigment sayesinde alıyor. Kaliteli posa içerikleriyle dikkat çeken beyaz renkli meyve ve sebzeler, sindirim sistemi dostu. Kanser hastalıklarına karşı koruyucu ve bağışıklık sistemini güçlendirmede etkili.

RENKLİ BESLENME NASIL OLUR?

NORMAL DİYET

Kahvaltı

* Beyaz peynirli esmer sandviç

* 1 haşlanmış yumurta

* 1 tatlı kaşığı fındık ezmesi

* 1 fincan şekersiz çay

Ara

* 1 fincan yeşil çay

Öğle

* 1 tabak kuru fasulye yemeği

* 1 tabak pilav

* 1 kase yoğurt

Ara

* Kepekli kraker (1 paket)

* 1 fincan şekersiz çay

Akşam

* Izgara somon

* 1 dilim çavdar ekmeği

Ara

* 1 elma

* 1 avuç badem

RENKLENDİRİLMİŞ DİYET

Kahvaltı

* Beyaz peynirli, maydanozlu, kırmızı biberli esmer sandviç

* 1 haşlanmış yumurta

* Yarım orta boy domates

* Salatalık dilimleri (1 orta boy salatalık)

* 1 tatlı kaşığı ayva reçeli

* 1 fincan şekersiz çay

Ara

* 1 fincan şekersiz yeşil çay

* 3 adet kuru kayısı

Öğle

* 1 tabak kuru fasulye yemeği

* 1 tabak pilav

* 1 kase cacık

* 1 kase çoban salata

Ara

* Yarım greyfurt (büyük)

* Kepekli kraker (yarım paket)

* 1 fincan şekersiz çay

Akşam

* Izgara somon

* 1 dilim çavdar ekmeği

* Roka-havuç-pancar salatası

* Izgara yağsız arpacık soğan

* Izgara yağsız brokoli

Ara

* 1 elma

* 1 kivi

k.kulaksiz@zaman.com.tr