Pilot olmaya çalışan bir halk otobüsü şoförünün hikâyesini anlatan Güvercin Uçuverdi, gösterime girdi. İlk sinema filminde başrolü üstlenen komedyen Atalay Demirci'ye göre stand-up, oyunculuğa göre daha kolay.
Hikâye sizin için mi yazıldı, yoksa uygun bir yüz arıyorlardı da sizi mi buldular?
Benim üzerime yazıldı. Yönetmenlerle tanıştıktan sonra gösterimize gelip izlediler, mizaha bakış açımızı çözmüş oldular. Anlatmış olduğumuz otobüs ve uçak hikâyelerinden esinlenmiş olabilirler. Öncelikle bir karakter oluşturma fikri yapımcı, yönetmen hepimizde vardı. Zamanla uzun saçlı, kel, Ankara şivesiyle konuşan, biraz naif, hedefleri olan, absürt, 70'lerde kalmış bir tip ortaya çıktı: Yüksel Güvercin. Adım Yüksel, semaya yükselmeye çalışıyorum. İroniler de var ufak ufak. Bu mizah anlayışı çok hoşuma gidiyor. Açıkçası senarist, yönetmenlerle mizahi kafamız uyuştu. Bu çok önemli.
Atalay Demirci mizahıyla örülmüş bir film diyebilir miyiz?
Selami Genli ve Onur Koçal mizahıyla yapıldı. Atalay Demirci'nin Yüksel Güvercin karakterine uyum sağlamaya çalıştığı bir film diyebiliriz. Benim mizahım değil, içinde düzgün bir şekilde olmaya çalıştım. Bunun için iki ay geceli gündüzlü eğitim aldım Ümit Çırak'tan. Oyunculuk matematiğini bilmiyordum. Stand-up'ta iki saat içinde 70-80 ayrı tipe bürünüyorsun ama bunların hepsi tipleme oluyor. Filmde aynı karakteri sektirmeden devam ettirmenin pratiği bende yoktu. Bunu daha baştan itiraf ettim, eğitim almak istediğimi söyledim.
Oyunculuk yaparken stand-up'çı olmanın ne tür artılarını gördünüz?
Yapmaya çok alıştığımdan mı bilmiyorum stand-up çok daha rahat, kolay geliyor bana. Çok zor bir iş yapıyoruz sahnede, herkese ütopik gelebilir ama öyle. Bilmediğin bir alanda başarı kovalamak çok daha zor. Kamera 10 cm önünde o duyguyu istiyor senden, çok acayip kafa. Tam şizofren işi. Yapımcıyı arayıp ‘Bu deli işiymiş, nereden soktun beni.' demiştim. O da bana, ‘Bu sözlerini unutma. Çok özleyeceksin. Arayıp, bir daha ne zaman çekeceğiz diyeceksin.' dedi. Şu an onu diyorum. Virüs kana karıştı.
Güvercin Uçuverdi filminin fragmanı
Zerrin Sümer, Ayşen Gruda, Salih Kalyon… Güçlü bir kadro.
Kadro şahane. Benim için büyük bir şans, lütuf. Yapımcı, Atalay Demirci'nin belli bir kitlesi var, yanına no name isimleri alayım, skeç tarzı hikâyelerle filmi çekeyim diyebilirdi. Yapılmıyor mu? Yapılıyor. Ama öyle yapılmadı. Günün birinde deselerdi, Ayşen Gruda ile aynı sette olacaksın, film senin üzerine kurulacak. ‘Hayali bile kurulmaz, saçmalamayın.' derdim. Diğer oyuncular için de aynı durum geçerli. Ancak Gökhan Yıkılkan'ın filme katkısı çok büyük. Müthiş bir yetenek. Yönetmenler onu özgür bıraktı, istediğini yaptı. ‘Ne yapıyor bu?’ dediğim her şey için sonradan arayıp teşekkür ettim. Tam deli... Sokakta yürürken havaya tükürüp altından geçmeye çalışıyor. İnsan bunu niye yapar diyordum, meğer benim o an göremediğim birçok şey varmış. O absürtlük o kadar güzel görünüyor ki.
Usta-çırak ilişkisi var mıydı emektar oyuncularla?
Eğer nefsinizi yenip çırak olmayı kabul ederseniz, insanlar da size gönlünü, kalbini açıp yardımcı oluyor. Biz de çok şükür, film bizim üzerimize, başrolüz havası estirmedik. Mümkün olduğunca yaşı büyük olanların gönlünü hoş tutmaya çalıştık. Onlar da tavsiyeleri, konuşmalarıyla bize çok güzel yollar gösterdi. Ne kadar şükretsek azdır.
Film seyirciye neler vaat ediyor?
Baştan sona tebessüm halinde izleyecekler. Enerjisi çok yüksek. Eğlenecek, hiç sıkılmayacaklar. Başından beri içine çekiyor, sonunda aaa bitti mi diyorsun. Bu çok önemli komedide. Dakika başı kahkaha atacak demiyorum ama bütünü içinde herkesin çok güleceği yerler olacak. Genel itibarıyla Yeşilçam filmlerini andıran sıcak bir havası da var. Çok samimi…
Yüksel Güvercin, Şener Şen'in unutulmaz Vecihi karakterini andırıyor. Ne dersiniz?
Onunla birebir örtüşmüyor elbette ama bazı yerlerde onun tadı var. Bir kızı çok istiyoruz, babası vermiyor. Rakibi var. Buradan baktığınızda bir esinlenme hissedilebilinir ama ben yönetmenlerin o kafayla yazdıklarını düşünmüyorum açıkçası.
Uzun saçlı kellere sokakta çok karşılaşmıyoruz. Filmde karşımızda...
Ben de çok yok diyordum ama algıda seçicilikten sokakta bir sürü öyle adam görmeye başladım. Bana peruğu ilk taktıklarında böyle bir tip olur mu diyordum, meğer çok varmış. O tipi gören gülüyor. Hatta şöyle düşünen var: Ben saçlıyım da, kel kısmını protez yapmışlar. Yapılması, tasarlanması, bir ay boyunca o sıcakta kafada taşınması çok zordu. Ciddi bir imtihan.
Çekimler ne zaman, nerelerde yapıldı?
Geçen yıl 1 Temmuz'da başladık. Birçok mekânda çekim yaptık ama genelde İstanbul'daydık. Sıcaktı, bunaltıcıydı… Ciddi imtihanlar atlattım. Mesela sabah erken kalkmaktan hoşlanmam ama 5-6'da yollara düştüğüm oldu. Kahverengi, lacivert renklerini sevmem, giymem; film boyunca lacivert pilot kostümüyle gezdim, kahverengi ayakkabı giydim. Kafama dokunulmasından nefret ederim, her gün o peruğu takacağım diye eller dolaştı. Bir anda nefis terbiyesi de yaşadım.
Mükemmeliyetçi biriyim
Seviyeli bir mizah anlayışınız var. O seviyeyi ne kadar koruyabildiniz?
Televizyon, radyo, sahne, sinema hiç fark etmez. Hepsinde ölçümüz şu: Yedi yaşında bir kız çocuğuyla anneannesi filmi birlikte izleyebilir. Her ikisi de farklı lezzetler alıp birbirlerinden utanmadan evlerine gidebilir. Hiç kimsenin yüzünün kızarmaması, ahlâkî; bir dejenerasyona uğramaması önemli. Son dönemde böyle birkaç film çekildi, bu onlardan bir tanesi. Bundan sonra yapacağımız işte de bu ölçüyü tutturmaya çalışacağız. Sağ olsun, senarist, yönetmenler bu konuda hassas davrandı.
Bazı oyuncular eli boğazında kendilerini izler. Sizde durum nasıl?
Filmi izledim, Atalay Demirci'yi görmedim. Yüksel'i gördüğüm için hiç rahatsız olmadım, keyiflendim. Eksiklerini en iyi kendisi gördüğü için bence insan kendini izlemeli. İzleyemiyorum diyenleri anlamıyorum. Bana saçma geliyor. Tiyatrocuların anne-babası ölür, akşam oyuna çıkar ya, aynen öyle. Manyak mısın, çıkma! İnsansın, duyguların var. Çık, özür dile. Biletleriniz yanmadı, bir dahaki oyun şu zaman, beklerim de. Kimse sana yuh çekmez.
Siz kendinizi izlerken merhametli misiniz yoksa, sert mi?
Çok zor beğenen biriyim. Merhametli değilimdir. Filmde aksasaydım, yönetmenler fark ederdi. Çok şükür atılan hiç sahnem yok. Başından sonuna karakter aynı şekilde devam ediyor. Olumsuz tepki duymadım şimdiye kadar.
Tolga Çevik'e çok gülüyorum
Diğer komedyenlerle sürekli kıyaslanıyorsunuz. Bu durum sizi rahatsız ediyor mu?
Yaptığınız bir işi sizden önce başkaları yapmışsa kıyas kaçınılmaz. Bizde toplumsal bir refleks haline gelmiş. Daha çocukken ‘anneni mi çok seviyorsun, babanı mı?' sorusundan tut da, ‘komşunun çocuğu takdir almış, sen çalışmıyorsun'a giden bir durum var. Yaşamak yerine yarışıyoruz. Bu bize de yansıyor tabii. Her mizah yapanın farklı bir tadı var. Mantı mı güzel, kuru fasulye mi? Mantı sevenine güzel, herkes onu sevecek diye bir kaide yok. Bana tebessüm etmeyen bir başkasına kahkaha atarken, ona tebessüm etmeyen bize kahkaha atabilir. Mizah, damak tadına benzer. Bu kadar kişiye özel bir şeyin yarıştırılıyor olması bana saçma geliyor. Hepsi bulunduğu yeri hak ediyor. Zaten kaç kişiyiz ki! İki yumurtayı birbirine vurursanız, biri kırılır. Vurmayın. Teker teker kırıp yiyin.
Siz kimlere gülersiniz?
Bu aralar Tolga Çevik'e çok gülüyorum. Güzel, layıkıyla çalışıyor. Mizaha yeni bir lezzet getirdi. Keyifle izliyorum. Bütün komedyenlerle bir araya gelip bir şeyler yapmayı çok isterim. İnsanların kafalarındaki ayrıştırmalara inat bir araya gelsek. Güzel olmaz mı?
Israrla Ankara'da yaşamaya devam ediyorsunuz. Ufukta İstanbul'a taşınmak yok mu?
Direniyorum. Turnelere çıktığım için Ankara daha merkezî;. Şimdiye kadar İstanbul'da yaşamamı gerektirecek bir şey olmadı. Kaos, trafik yoruyor beni. Ankara'nın sakinliği bu tempo içinde liman gibi oluyor. Şarj olup yola koyuluyorum. Bir-iki yıla kadar taşınırım belki, o kadar dayanabilirim.
Görünür olmanın avantajları kadar dezavantajları da var. Yaşam alanınız kısıtlandı mı?
Böyle olacağını az çok biliyorduk. İnsanlar samimi karşılıyor. Aileden biri gibi görüyor. Ünlüden ziyade evin oğlunu görmüş gibi davranıyorlar. Bundan şikâyet edip şımarıklık içine girecek değilim. Şu an hayatımdan son derece memnunum.
Sokakta komedyene komediyle yaklaşma durumu hiç iç açıcı olmasa gerek.
O fena, büyük bir ızdırap. Güldürene kadar zorlayanlara mecburen tebessüm ettiğin anlar oluyor. Bizde herkes komik. Çıta çok yüksek olduğu için az komedyen yetişiyor.