31 Ekim 2015 Cumartesi

‘Ne giysem?' diyen hamileler için alternatifler

Hamilelik oldukça zorlu bir süreç. Bir de buna artan kilolarla birlikte ne giysem derdi ekleniyor. Ancak anne adayları için hem şık hem rahat parçalar bulmak o kadar da zor değil. Hamilelik alışverişinin püf noktaları…

Kadınların giyimine ne kadar özen gösterdiği hepimizin malumu. Hamilelik sürecinde bu özen ikiye katlanıyor. Bunun da hem anne ve bebeğin sağlığıyla hem de dinî; hassasiyetlerle ilgisi var. Ancak aradığınız hem rahat hem şık parçaları öyle her daim bulmak kolay olmuyor. Hamile giyim deyince akla gelen çuvalı andıran biçimsiz kesimler, özensiz dikişler, sağlıksız kumaşlar eskide kaldı. Hamilelik döneminde alışveriş yapılırken şıklık kadar bu detaylara da bakılıyor artık. “Çuval giymiş gibi durmasın ama dar olup beni yok yere daraltmasın.” diyen anne adayları için şık ve rahat alternatifler bulmak artık mümkün.

Hamilelikten sonra da giyilebilmeli

Hamilelik, sonucu ne kadar keyifli de olsa kimileri için pek kolay olmayan bir süreç. Her geçen gün büyüyen karın, alınan kilolar, ödemden şişen kol ve bacaklar giyebileceğiniz kıyafet alternatiflerini sınırlandırıyor. Dolayısıyla normal zamanda giydiğiniz kıyafetlere sığmanız zorlaşabiliyor. Tüm bunlara bir de ne giysem derdi eklenince anne adaylarının canı biraz sıkılabiliyor. Ancak alternatifsiz değilsiniz. Zira muhafazakar ve ölçülü giyimi tercih eden hamileler için elinizin altında onlarca marka mevcut. Bilenler bilir eskiden hamile kıyafetleri yalnızca hamilelik döneminde kullanılıp sonrasında dolaba kaldırılacak, doğum sonrası bedeninize uymayacağı için biçimsiz duracak parçalardan oluşuyordu. Artık devir değişti, hamile kıyafetleri de… Ayarlanabilir bel ölçüsüyle pantolonlarınızı doğum sonrası da kullanabilir, bol kesim tuniklerinizi gönül rahatlığıyla giyebilirsiniz. Böylelikle hem bütçenizi hem de severek giydiğiniz parçaları korumuş olursunuz.

Buz mavisi, nar çiçeği ve pudra tonları

Mullet kesim denilen önü kısa arkası uzun tuniklerin modası hiç geçmeyecek gibi. Diz altına kadar uzanan bu tunikleri ister dar ister bol kesim denim pantolonlarınızla kombinleyebilirsiniz. Bu sezon sıkça gördüğümüz sarı ve yağ yeşili vazgeçilmez renklerden. Gömleğinden taviz vermeyenlerin salaş modelleri tercih etmesinde yarar var. Buz mavisi, nar çiçeği ve pudra tonlarındaki uzun gömlekleri koyu renkli pantolonlarınızla kullanabilirsiniz. Asimetrik kesim sevmeyenler için düz modeller de mevcut. Bir de bu yılın cankurtaran parçalarından uzun penye tişörtleri unutmamak gerekiyor. Bunları spor ceket veya hırkalarınızın içine giyebilirsiniz. Bu kış ekose desenler de revaçta özellikle de gri tonları. Pançolar sayesinde aldığınız kiloları kapatabilirsiniz. Önden pileli bebe yaka modelleri de tek başına ya da üstüne bir ceketle kombinleyebilirsiniz. Hamile kıyafetlerinin vazgeçilmezi salopetlerin pantolon versiyonuna alışmıştık. Artık etekli modelleri de mevcut. Tek parça şıklığından ödün vermeyenler için uzun elbise modelleri de sınırsız.

Hamile kıyafeti alırken…

* Yalnızca o anda giyebileceğiniz şeylerden uzak durun. Hamileliğin son dönemlerinde hızla kilo alacağınızı düşünerek iki bedene kadar büyük alabilirsiniz.

* Bebeğinizin sağlığı ve rahatınız için vücudu saran dar kıyafetlerden kaçının.

* Mümkün olduğunca doğum sonrası da giyebileceğiniz salaş modellere yönelin. Böylece hem bütçenizi korur hem de severek aldığınız parçaları dolaba kaldırmak zorunda kalmazsınız.

* Elbise ve tuniklerinizi hırka ya da yelek gibi parçalarla tamamlayarak şık bir görüntü elde edip aynı zamanda aldığınız kiloları kamufle etmek mümkün.

* Alacağınız hamile pantolonunun bel kısmını özellikle inceleyin. Belde bulunan ve karnı saran bandın esnekliği çok önemli.

* Fazla karışık desenler büyüyen karnınızı daha iri gösterir. Mümkün olduğunca tek renk tercih edin.

* Gardırobunuzun tamamını ilk alışverişte doldurmayın. Alacağınız kilolar doğrultusunda bedeniniz şekillendikçe daha rahat karar verebilirsiniz.

* Doğum sonrası da kullanabileceğiniz göğüs altından bollaşan elbiseler ve tunikler tam bir kurtarıcı olacaktır.

* Alacağınız parçaları gardırobunuzdakilerle nasıl kombinleyeceğinizi düşünüp öyle karar verin.

* Düz tabanlı ayakkabılar tercih etmenizde fayda var. Eğilip kalkmanız zor olacağından bağcıklı ayakkabılardan uzak durmanız da yararınıza.

m.tuncel@zaman.com.tr

24 Ekim 2015 Cumartesi

Feridun Düzağaç: Bu ülkede herkes kendi işkencesini yaşıyor

Feridun Düzağaç, ‘Başka' isimli yeni albümüyle karşımızda. Duygusallığı ve hassas karakteriyle tanınan müzisyen ile albümden yola çıkıp ülkenin haline uzanan geniş bir sohbet yaptık. Konuşurken çoğu zaman gözleri yaşardı Düzağaç'ın. Toplumun içindeki bölünmüşlüğü ve sağlıksız ruh halini, bir kesim tarafından ‘kötü adam' ilan edilişine duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

Başka'daki şarkılarınızda diğer albümlerinize oranla daha az söz var…

Evet. Başka'nın diğer albümlerden iki önemli farkı var. İlki sizin de söylediğiniz gibi şarkıların daha az söze sahip olması. Efkarı biraz daha enstrümanlara yükledik. Bu anlamda bir önceki albümüm Flu'nun bir devamı diyebiliriz.

Başka, müzikalitesi yüksek bir albüm. Feridun Düzağaç hep bir şair ve söz yazarı olarak öne çıkarılıyor ama bu şarkıların müziği de size ait. Bu yönünüz biraz ıskalanıyor sanki değil mi?

Bu tespit çok doğru. Sözler ön plana çıktığı için müzik kısmı çok ıskalandı. Sanki ben yazıp birine besteletiyormuşum gibi bir algı var. Müzik konusunda çok kibirli olacak bir durumum yok. Çünkü dört başı mamur bir müzik eğitimim yok. Temel armoniği ve matematiğini bilirim ama dahası yoktur. Benim en büyük mutluluğum “Feridun abi yine bir hit yazmış” denmesi. Zaten şarkı yazarlarının ortak bir kaderi var. En sevilen şarkıları onların tek eseriymiş gibi algılanabiliyor. Benim için de öyle bir durum var. Başka, bunun kırılması adına bana bir mutluluk yaşattı. Bu anlamda müsterihim. Yeni albümden sonra siz heyecanla yeni şarkılarınızı söylemek isterken eski hitlerin istenmesi sahnede gönül kırıcı oluyor. Bana göre hit şarkılar Flu'da da FD 7'de vardı. Ama ülkenin durumu, zaman, hayat, her şey bunda etkili oluyor.

SİTELERDEKİ KATOLOG ÜRÜNÜ GİBİYİZ

Ülkenin durumu ne kadar etkiliyor?

Bana şu anda bu albümü anlatmak zül geliyor. Eminim benim kaygılarım herkeste var. Yeniden başlayan terör olayları ile birlikte hem çok sakat bir ruh haline büründük hem de şöyle bir yanlışlık yapılıyor. Müzik ve şarkı tamamen günah keçisi haline getirildi. Bir seçime gidiyoruz ama siyasi parti liderleri mitinglerinde yasakmış, ayıpmış, günahmış gibi hiçbir şey çalmıyorlar. Oysa klasik müziğin, tasavvuf müziğinin en büyük omurgası matemdir. Onları anlıyorum çünkü bu çok pragmatik bir kaygı. Yaptıkları çok sakat ve sağlıksız. Müzik eğlence demek değil.

Buna karşı çıkan sanatçı ya da müzisyenler de hemen farklı şekilde etiketleniyor. Siz de bu durumu en ağır yaşayan müzisyenlerden birisiniz…

Bu konuda yaşadığımız eziyetin haddi hesabı yok. Sosyal medya hesaplarımı kapatmaya götüren bir süreç yaşadım. Ben sadece çok büyük acı çekiyorum ve susuyorum. Sahne dışında ölü taklidi yapıyorum. Çünkü bizler bilinen insanlar olarak internette her şey satan sitelerdeki katalog ürünleri gibiyiz. Feridun Düzağaç “Ateist, komünist, vatan haini, Allah'sız, solcu, terörist…” Nerden biliyorsun? Bir karar verin bir kere, hangisiyim? Akvaryum balığı gibiyiz. Çok büyük acı çekiyorum gerçekten.

BERKİN'E DE ÜZÜLÜRÜM YASİN'E DE

Bu acının sebebi sadece kişisel değil sanırım…

Bu ülkede insanlar bazı kavram kargaşalarının ve tartışmalarının altında günah keçisi ilan edildiler. Benim kişisel kederimin burada bir kıymeti yok. Varsınlar saldırsınlar önemli değil. Ama bir akıl ve vicdan olmalı. Ölümler insanları nasıl ayrıştırabilir? Bu nasıl bir vicdan ve izanla açıklanabilir? Berkin'le ilgili bir şey yazınca ‘Yasin'e neden üzülmüyorsun?' demek nasıl bir şeydir? Gezi'de ölen çocuklara üzülüp Adana'da ölen komisere de üzüldüğünü söyleyince ‘Yalan söyleme' demek nasıl bir şeydir? Nerden biliyorsun ona da üzülmediğimi? Gazeteciler, sanatçılar, herkes kodlandı. Bu ülkede medya bile sıfatlarla anılıyor. Bu nefret dili ile geleceğimiz nokta budur.

Son dönemde sizinle ilgili farklı bir imaj da çiziliyor. Bunun da etkisi oldu mu acaba?

Ben bir vatandaşım. Son dönemde sanki bir ideologmuşum, siyasi bir fikir babasıymışım gibi gösteriliyorum. Yok öyle bir durumum. Siyasete bizim gibi ülkelerde hiç inanmadım. Ama bir vatandaş olarak sorumluluk duygusu ile gidip oy kullanıyorum. Ben çözüm istiyorum, çözümsüzlük istemiyorum. Beni siyasilerin kişisel ikballeri değil bu ülkenin ikbali ilgilendiriyor. Bir toplumu birlikte tutacak her ne varsa alaşağı edilmedi mi? Adalet, ahlak, vicdan alaşağı edilmedi mi? Bunları dillendirince sana işkence yapıyorlar. Benim yaşadığım bir işkence. Herkes kendi işkencesini yaşıyor bu ülkede.

Bir daha doğum günümü kutlamayacağım

Sizinle aslında daha önce bir araya gelip albümü konuşacaktık. Ama 10 Ekim'de hepimizi üzen katliamdan dolayı çok üzgün olduğunuz için konuşamadınız. Bir de milyonların bildiği gibi o gün sizin doğum gününüzdü…

10 Ekim hepimiz için kara ve kötü bir gün. Çoğumuz bunu fark etmiyor olabilir ama hepimizin başına gelebilecek bir şey. Ellerinde barış pankartı ile teröre kurban olmuş insanların acısı nasıl yaşanmaz? Ben fazla duygusal olmakla birlikte olayları kişiselleştirmekte uzmanım. Bu sağlıklı bir durum değil ama evet ben artık doğum günümü artık kutlayamayacağım. Şarkısını yazdığım bir şey bu. Onuncu ayın onuncu günü saat on buçuk. Herkesin bildiği bir şey. Ben bu kadar üzülmüşken beni daha çok üzen şeyler oldu. Yahu arkadaş espri bile olsa Twitter'da ‘Bu iş Feridun Düzağaç'ın işi' diye yazılır mı? 102 insan hayatını kaybetmiş böyle bir espriyi nasıl yapabilirsin? 102 kişi ölmüş ve sen ‘Zaten şarkısını yapmıştı' diye nasıl yazabilirsin? Geldiğimiz ruh hali budur. Ben bu albümü anlatsam ne anlatmasam ne? Dört yaşında bir çocuğu babasının kucağında ağlatacak hale gelindi. Biz nasıl birlikte olacağız?

Evet nasıl birlikte olacak ve nasıl normale döneceğiz?

Benim inanmadığım siyaset çözecek bunu. Ben 12 Eylül döneminde sağcıların mahallesinde yaşıyordum. Ama beni solcular mahalleme kadar bırakıyordu. Hep derim ben fasulyeden solcuyum. Ama inandığım değerleri sol dile getirmiştir. Ben hep eşitlik, özgürlük ve adaleti savunmuş bir insanım. Böyle bir insanı, bu insanın siyaseti bugün birçok insanın nefret ettiği bir sanatçı haline getirdi. Beş altı yıl önce insanlarla sokakta karşılaşınca insanlar sevgi ile bakardı. Şimdi sağ olsunlar sayelerinde tam tersini yaşıyorum. Siyasete iftira, yalan bulaştı bulaşalı bunu aynı adamlar çözecekse biz de sandık başına gideceğiz.

Futbol üzerinden bile siyasi kutuplara ayrıldık

Sizi mutlu eden hiç mi bir şey yok bu dünyada?

Şarkılardan süzülüp gelen adam karanlık bir adam. İç dünyası öyle. Ben normalde mizaha, inceliğe, güzel söze inanmış ve bunları anlamlı kılmış bir insanım. Bunlar beni mutlu eden şeyler. Özellikle bugünün dünyasında en küçük naiflik bile beni mutlu ediyor. Trafikte yol verdiğim birinin bana teşekkür etmesi, aynı şeyi sevmesek de aynı şeye inanmasak da aynı masada konuşabilmek durumu beni mutlu ediyor. Bir de yazmak durumu söz konusu olduğunda beni besleyen şey bu yoksulluk ve bardağı boş görme hali. Bu bir tercih ve sevdiğim tüm edebiyatçıların çoğu benim gibi. Mutluluğun şarkısını da yazanlar var ama bu beni harekete geçiren bir şey değil.

Sizin Beşiktaş aşkınız herkesin malumu. Eskiden futbol yazardınız. Neden artık yazmıyorsunuz?

Gerçekten çok seviyorum ama onu da yaşayamaz ve paylaşamaz oldum. Çok teklif geliyor ama futbol üzerinden bile siyasi kutuplara ayrıldık. İki büyük kulübümüzün siyaseten ceza çektirildiği bir dönemde, dört yaşındaki bir çocuğun formasından dolayı ağlatıldığı bir ülkede futbolun içinde olmak duygusu da beni rahatsız ediyor. Yazdığım dönemler öyle değildi. Her şey daha normaldi. Beş altı yıl önce televizyon izleyip Twitter'da eleştirmen gibi geyik yapıyorduk. Siyaset o zamanlar ortalama müşterekin kıyısında geziniyordu. Yalan iftira yokmuş, yolsuzluk yokmuş, varsa da patlamamıştı.

17 Ekim 2015 Cumartesi

Kışa en çok yakışan desen ‘Kazayağı' geri döndü

1960'lı yılların modası, pöti kare olarak da bilinen kazayağı deseni geri döndü. Üstelik sadece kıyafetlere değil çantadan kolyeye, ayakkabıdan saate kadar hemen tüm aksesuarlara damgasını vurdu. Ancak dozunu iyi ayarlamazsanız rüküş görünme riski de var.

Yaşlanmanın belirtilerindendir göz kenarlarında oluşan kazayakları. Bu yüzden de kadınların onlarla yıldızı pek barışmamıştır şimdiye dek. Lakin sezon modası, kadınlara en büyük korkusunu dahi sevdirecek gibi. Ama estetik değil de moda alanında. Zira geçmiş yıllardan oldukça aşina olduğumuz pöti kare de denilen kazayağı deseni bu yılın trendleri arasında. Hatırlayın, aile albümlerinde anne veya teyzelerimizin üzerinde mutlaka görmüşsünüzdür bu deseni. En çok siyah ve beyaz ikilisini buluşturan çeşidi kullanılsa da zevkinize uygun farklı renkleri de bulmanız mümkün. Kaz ayağı deseni nasıl kullanılır, nelerle kombinlenir bir göz atalım.

Siyah-beyaz kombini tercih ediliyor

Kazayağı, enerjisini renklerin zıtlığından alan bir desen. Bu sebeple siyah-beyaz kombinasyonu en çok tercih edilenler arasında. Oldukça sade tasarımlı bir kıyafeti bile bir anda sofistike bir havaya sokabiliyor. Siyah-beyaz kaz ayağı desenleri en çok fuşya, kırmızı ve saks mavisi tonlarıyla kombinleniyor. Dikkat etmeniz gereken bütün kombini baştan aşağı kazayağına boğmamak. Zira hiçbirimiz çiftlikten kaçmış gibi görünmeyi istemeyiz. Şaka bir yana, kaz ayağı insanı vezir de rezil de edebilen riskli bir seçim. Lakin dozunu iyi ayarlarsanız son derece şık olmanız işten bile değil. Mümkünse kıyafetinizin üst ya da alt parçasını bu desenden seçin. Eteğiniz kaz ayağı desenliyse gömleğiniz asla aynı motiften olmasın. Siyah ya da beyaz olsun renk tercihiniz. Yahut hırka, kap ya da uzun ceketinizde bu motif varsa pantolon veya eteğiniz sade ve göz yormayan bir renk olsun. Eşarp ya da şal tercihinizi saks mavi, hardal, kırmızı veya fuşya tonlarından seçebilirsiniz. Tek parça elbiseniz kazayağı desenine sahipse eşarbınıza uygun renkte kemer asortisini seçebilir ya da risk almayarak tercihinizi yine siyahtan yana kullanabilirsiniz. Online alışveriş sitesi Modanisa'da görsellerdeki kaz ayağı desenli etekten tuniğe, ayakkabıdan cekete trend parçalar bulmanız mümkün. Üstelik Zaman okurlarına özel ‘ZMNTR25' koduyla 100 lira ve üzeri alışverişlerinizde 25 lira indirim mevcut.

Kışa en çok yakışan desen

Kazayağını bize bu kadar sevdiren, kışın ufaktan gelişi belki de. Geçtiğimiz yıllarda yazın da gömlek, tunik vs. gibi parçalarda sıkça görsek de kazayağı en çok kışa yakışıyor. Kalın ve sıcacık tutan kumaşları kışın soğuk yüzünden kurtardığı için bu kadar seviyoruzdur kendisini belki de. Kışlık pardesülerden kaplara, paltolara kadar dış giyimde de oldukça tercih ediliyor. Kazayağının standart bir ölçüsü yok, irili ufaklı versiyonları mevcut. Geniş desenlerin kullanımı iddialı bir tarz ortaya koyarken soft renklerle sofistike bir havaya bürünmeniz mümkün. Ayakkabıdan çantaya, kolyeden gözlüğe kadar birçok aksesuar da bu sene kazayağı modasına ayak uydurmuş durumda.

Aksesuarlar kazayağı modasına uydu

Kombini baştan aşağı kazayağına boğmamak gerekiyor, mümkünse ya alt ya da üst parçayı bu desenden seçmeli. “Bu riske giremem ama kazayağından da vazgeçmem.” diyorsanız da alternatifleriniz yok değil. Ayakkabı, çanta, şal, gözlük, kolye ve daha birçok aksesuarda da bu moda hakimiyetini ilan etmiş durumda. Çorap ve şemsiyeler de bundan nasibini almış. Baştan ayağa ‘kazayağı' görünmek istemeyenler, kombinlerini bu aksesuarlarla zenginleştirebilir. Böylelikle hem risk almamış hem de modadan geri kalmamış olursunuz. Ancak hem alt hem üst giysiniz kazayağı desenliyse bir de aynı desenden aksesuar işine hiç girişmeyin, ortaya inanılmaz göz yorucu bir moda faciası çıkabilir. Genel olarak klas bir tarzı olsa da spor kombinlerinizde de bu aksesuarlardan yararlanabilirsiniz.

Kaz ayağı sevenlerin dikkatine

-Kazayağı desenli bir çanta kullanmak düz renklerdeki kıyafetleri renklendirmek için yerinde bir tercih olur.

-Kazayağı elbiseler, tek parça şıklık ararken retro bir görünüm elde etmek isteyenlere şiddetle tavsiye edilir.

-Elbisenizi mavi veya bordo portföy bir çantayla kombinleyebilirsiniz.

-Kazayağını alışılagelmiş siyah-beyaz ikilisinin dışında sarı, yeşil, mavi gibi renklerle işlenmiş modellerde de görebilirsiniz. Bu alternatif renklerle tarzınıza dinamik bir hava katabilirsiniz.

-Kazayağı desenli bir tunik ve siyah bir pantolonla oldukça pratik bir şıklık elde etmeniz mümkün.

-Farklı renklerle oluşturacağınız kombinleri kaz ayağı desenli ayakkabı, çanta, şal, gözlük gibi aksesuarlarla tamamlayarak monotonluktan kurtarabilirsiniz.

-Baştan ayağa, kazayağı desenine bürünmek sizi rüküş gösterir. Bu kadarı Lady Gaga için bile fazlaydı.

-Genelde klas bir tarz oluştursa da bu desen spor giyimde de tercih edilebilir. Bu durumda kol saati, çanta, kaşkol gibi aksesuarlardan yararlanın.

Sementa

Ürün kodu: 153575

144,90 tl

Refka

Ürün kodu: 119789

34,50 tl

10 Ekim 2015 Cumartesi

Bebek bakımına erkek eli değdi

Günümüz şartlarında özellikle çalışan annelerin çocuk bakımında eşlerinden yardım istemeleri kaçınılmaz. Ses sanatçısı Ümit Coşkun, tecrübelerinden yola çıkarak yazdığı kitapta, bu konuda pratik bilgiler veriyor.

“Hayatım bulaşık makinesini boşaltır mısın?” dendiğinde makinenin rafını bütün olarak sökmeye meyyal, karısına yardım ettiği görülmesin diye kapı çaldığında süpürgeyi nereye saklayacağını bilemeyen, yıllarca yalnız yaşadığı halde konu ev işlerine gelince hafızasını kaybetmiş numarası yapan erkekler, erkeklerimiz… Oysa çalışan kadınlar haliyle ev işlerinin hepsine birden yetemeyebiliyor. Hele bir de bebek varsa... Eşlerinden yardım istemeleri kaçınılmaz. Ancak çoğu erkek, “kadın işi” olarak baktıkları ev ve bebek bakımına mesafeli. Ses sanatçısı Ümit Coşkun ise bu duruma tepki olarak “Bebek ve Çocuk Bakımının Erkekçesi” isimli bir kitap yazmış. Baba adayları ve babalar için başucu kitabı olacak çalışmada hamilelik döneminde eşe nasıl davranılması gerektiğinden bebek beslenmesine, banyosundan tatiline kadar hemen her konuda kendi deneyimlerinden yola çıkmış.

Coşkun, en küçüğü üç buçuk yaşında olan üç evladını büyütürken eşine yardımını hiç esirgememiş. Tüm erkekleri “kılıbık” vs. yaftalarından korkmadan bu konuda elini taşın altına koymaya davet ediyor.

Doğuma giderken acil durum çantasını unutmayın

Bebek alışverişi konusunda anneler hayli hevesli. Babalarsa mümkün olduğunca ertelemenin derdinde. Oysa son dakikaya bırakmak hayli riskli. Olası bir erken doğum anında hazırlıksız yakalanmamak için acil ihtiyaçları el altında tutmak gerekiyor.

Çantada anne için önü düğmeli gecelik, emzirme sütyeni, iç çamaşırı ve terlik olmalı. Yenidoğan seti hastane tarafından verilse de mutlaka yedeği olmalı. Bebeğin tenini incitmeyen ve poposunu saran kaliteli bezlerden alınmalı. Prematüreler için özel bezler de mevcut. Islak mendillerde yenidoğana özel ve alkolsüz olanlar tercih edilmeli. Bebeklik çağında büyük sıkıntı yaratan pişiklerle mücadelede en büyük silahınız pişik kremleri de çantada bulunmalı. Araca monte edilen 0-6 aya uygun pusetinizi de unutmayın, zira hastane dönüşü çok işinize yarayacak. Elektrikli ya da manuel süt pompanızı da unutmayın. Bebek için gerekli bazı malzemeleri daha önce çocuk sahibi olmuş eş dostunuzdan da temin etmeniz mantıklı olacaktır.

Bebeği nasıl beslemeli?

Bebeğiniz ilk aylarda 25–40 dakika arayla anne sütüyle az az ve sık sık beslenir. Anne sütü yetmeyince doktor kontrolünde mama önerilebiliyor. Bu mamaların hazırlanış tarifleri ürünlerde yazıyor. Ancak dikkat etmeniz gereken, biberonların camdan ve her kullanımdan önce steril hale getirilmiş olması. Uygun sıcaklık için biberonu bileğinize damlatarak yakıp yakmadığını kontrol edebilirsiniz.

İlk 5-6 ay genelde anne sütü yeterli oluyor ve kesinlikle su verilmiyor çocuğa. 6 aydan sonra kahvaltı, sebze çorbası ve katı besinlere yavaş yavaş geçebilirsiniz. Bu dönemde bebeği mama sandalyesinde sizinle oturtabilir, ona özel kaşık çatalları eline verebilirsiniz. Döke saça yemeleri normal. Sinirlenmeyin ve sabırlı olun. Yemek verirken korkmayın ama yine de tedbiri elden bırakmayın. Boğazına kaçabilecek ya da yutmakta zorlanacağı şeyleri önünde tutmayın ki istemesin. Eline ekmek vs. gibi nispeten yumuşak şeyler verin başlarda. Sonrasında yavaş yavaş katı gıdalara alıştırın.

Erkeklerin dikkatine…

-Hamileyken eşinize ne kadar kilo aldığı hakkında espri yapmayın. İnanın hiç gülmüyorlar.

-Siz cipsleri götürürken eşinizin önüne meyve tabağı vermek yerine yeme alışkanlıklarınızı birlikte değiştirin. Sebze-meyve ağırlıklı beslenin.

-Ev işlerinde mutlaka yardımcı olun. Sürekli eğilip kalkması, yahut ağır taşıması hem anne hem bebek için tehlikeli.

-Sabahları birazcık erken uyanıp eşinizi işe bırakabilirsiniz. Zira hamileyken araç kullanmak özellikle son aylarda riskli olabiliyor.

-Doğumun ne zaman geleceği belli değil. Anne ve bebek için gerekli acil ihtiyaç çantanızı önceden hazır edin.

-Aşermeyi hafife alıp alay etmeyin. Buzdolabınızın üzerinde hem doktorunuzun hem de enteresan aşerme durumları için geç saatlerde açık olan manavların telefonu olsun.

-Eşiniz bazen aşırı duygusallaşabilir, durduk yere ağlayabilir. Alay etmek yerine sabırla yanında olun.

-Muayenelerde onu yalnız bırakmayın.

-Mümkünse doğuma girin. Hiç değilse elini tutarak ona destek olun.

-Unutmayın kimse doğuştan ebeveyn değil. Anne de en az sizin kadar acemi. “Bilmiyorum.” demek yerine bebek bakımı hakkında bilgi alıp eşinize yardım edin.

3 Ekim 2015 Cumartesi

Altı üstü az yiyecektik!

Fazla kilolarla baş etmede diyetisyenler, yağ yakan ilaçlar, sağlıklı beslenme koçları artık herkesin malumu... Popüler diyet listelerini takip edenler ise şimdilerde market market kinoa, chia tohumu ve bilimum ‘mucize gıda' aramakla meşgul. Oysa zayıflamanın esası az yemek değil miydi?

Bizi her durumda ‘daha fazla tüketmeye' şartlayan popüler kültür, özünde az tüketmeyi gerektiren diyeti bile lükse çevirdi. Öyle ki diyetisyenlerin, sağlıklı yaşam dergilerinin ve ünlülerin yemek listeleri kinoa, chia tohumu, avakado ve ananas menülerinden geçilmiyor. Bunların yanında kırmızı meyveleri, badem unu ve sütünü de unutmamak gerek tabii. Alternatifleri bile sunulmayan menü önerileri öyle bir rahatlıkla veriliyor ki sanırsınız Türkiye'nin bütün marketleri ve hatta bakkalları bu ürünlerle dolu. Kahvaltıda zeytinyağlı salata yerine avakado, ara öğünde yoğurda chia tohumu, tatlılara badem sütü… Yağ yakmak için ise ananas. Peki, fiyatı gözden çıkarsak bile bulunması zor bu ürünler diyet yapanlar için ne kadar gerekli?

Diyetisyen Canan Aksoy, sağlıklı beslenmede önemli olanın ana besin öğelerini bir şekilde edinmek olduğunu söylüyor. Bunlar ise karbonhidrat, protein ve yağ. Sağlıklı beslenmenin illa zor bulunan, pahalı gıdalarla beslenmek anlamına gelmediğini hatırlatan Aksoy, “Karbonhidratı bulgurdan da sağlayabilirsiniz pastadan da veya proteini havyardan da sağlayabilirsiniz hamsiden de.” diyor. Hiçbir besinin tek başına kilo verdirici özelliği bulunmadığı gibi tek başına süper güç de olamaz. Bu yüzden diyet sürecinin olmazsa olmazı diye bir gıdadan söz etmek mümkün değil. Ancak su, alternatifi olmayan ve hayatta kalmamızı sağlayan tek öğe. Diyet yaparken de bir numaralı olmazsa olmazımız. Bunun dışında gıda tüketimi besin öğelerine göre çeşitlilik gösterebilir.

Kinoa arayacağınıza bulgur yiyin

Örneğin sağlıklı beslenme listelerinin yükselen yıldızı kinoa. Tahıl olarak tüketilen ve ithal edilen kinoa gerçekten market market aramaya değecek kadar vazgeçilmez mi? Yanıtı Sağlıklı Beslenme Uzmanı Diyetisyen Canan Aksoy'dan öğreniyoruz: “100 gramı 368 kalori, 14,12 gram protein, 7 gram lif içerir. 100 gram bulgur ise 342 kalori, 12,29 gram protein, 12,5 gram lif içerir.” Yani lif açısından bulgur daha kıymetli. Protein açısından ise kinoa ve bulgur arasında çok fark yok. Üstelik bir kilo kinoa yaklaşık 80 lira iken, bir kilo bulgur 2 buçuk lira. Kuru baklagiller konusunda zengin bir coğrafyaya sahip ülkemizde protein kaynaklarına ulaşmak çok da zor değil. Aksoy, kuru baklagiller pişirildiğinde yanında bulgur pilavı ve yoğurt tüketilirse çok sağlıklı bir öğün olacağını hatırlatıyor. Böylece kolay erişilebilir ve sağlıklı bir menüyü yakalamış oluyoruz.

Ananas şart değil, mevsim meyvesi de iyidir

“Diyet listelerinin olmazsa olmazları” başlığıyla hazırlanan listelerde ananas hep vardır. Ancak yeşil elma da en az ananas kadar kilo vermeye yardımcı bir meyve. Hatta şeker oranına dikkat edildiği sürece bütün meyveler diyete yardımcı gıdalardan sayılabilir. Ve ara öğünler en ideal tercihlerdendir. Zira günlük vitaminleri almamız açısından en doğru adres meyveler. Yanımızda taşımak zor olduğunda taze meyve yerine kuru meyve tüketebiliriz. Sağlıklı yağlar içerdikleri için, fındık, ceviz, yerfıstığı ara öğün olarak tercih edilebilir. Leblebi yine taşıması kolay bir ara öğün olarak tasarlanabilir. Süt, yoğurt, ayran ara öğünlerde rahatlıkla tüketilebilir. Evde yapılmış az yağlı, kuru meyveli kekler, peynirle veya sebzeyle yapılmış az yağlı börekler, gözlemeler, çocuklar veya enerji harcaması yüksek bireyler için sağlıklı ara öğün tercihi olabilir.

Bu gıdalar her gün tüketilmeli

Diyetisyen Canan Aksoy, her gün tüketilmesi gereken gıdalar konusunda şu uyarıları yapıyor: “Yumurta kaliteli bir protein kaynağıdır; anne sütünden sonra insanın en iyi kullanabildiği örnek protein. Her gün bir yumurta herkes tüketebilir, ama fazlasını değil. Her gün 2 su bardağı süt veya yoğurt, ayran, cacık gibi kalsiyum içeren ürünleri hepimizin tüketmesi gerekir. Meyve, sezonundaki meyveler olmak kaydıyla her gün tüketilmelidir. Sebze yemekleri günün bir ana öğününde mutlaka yer almalı.”

Balık buğulama, kuruyemiş işlenmemiş olmalı

Et fiyatları almış başını giderken hem daha sağlıklı hem daha ekonomik bir gıda da balık. Hazır mevsimi açılmışken bu kıymetli protein kaynağına sofralarda en azından haftada bir kez yer verilmesi öneriliyor. Türkiye'de balığın yaygın tüketimi tavada kızartma şeklinde. Bu alışkanlığı değiştirmekte fayda var çünkü kızartmadan, buğulama veya ızgara olacak şekilde pişirmek çok daha sağlıklı. Bu şekilde içindeki kaliteli yağları daha fazla kullanmış oluyoruz. Değiştirilmesi gereken diğer alışkanlık ise tuzlu kuruyemiş tüketimi. Uzmanlar çerez seçiminde işlenmemiş kuruyemişleri öneriyor. Çünkü tıpkı balık gibi kuruyemişlerde de kıymetli yağlar kavrulunca azalıyor. O yüzden kavrulmamış çiğ fındık veya yerfıstığı, kavrulmuşundan daha iyi. Ayrıca kavrulma sırasındaki tuz ilavesi de tuzun ihtiyaçtan fazla miktarda alınmasına neden olabiliyor.