Kurtlar Vadisi'ndeki ‘Tombalacı Mehmet' karakteriyle tanınan Haldun Boysan'a göre kariyerindeki en özel film ‘Gemide'. Ekonomik nedenlerden dolayı içine sinmeyen işleri kabul etmek zorunda kaldığını söyleyen oyuncu, “Üzerimde en çok Cüneyt Arkın iz bıraktı.” diyor.
Onlarca dizi, sinema, tiyatro. Projelerinizi alt alta sıralayınca ne görüyorsunuz?
Şanslı olduğumu... 50 yaşımı geçtim, 22 yaşımdan beri piyasanın içindeyim. Tiyatrodan sinemaya tanıdığım ustalar bana çok şey kattı. İdolüm olan, hayalimi süsleyen insanlarla oynadım. Cüneyt Arkın, Kartal Tibet, Türkan Şoray, Fatma Girik, Şener Şen… Hepsiyle karşılıklı oynadım hem de. Mesela Türkan Şoray'la oynarken annem televizyonda görmüş, aradı. Sen Şoray'la mı oynuyorsun, dedi. O hâlâ gerçek bir star. Diğerlerinin de sinemamızdaki yerleri bambaşka.
Sizde en çok iz bırakan hangisi?
Hepsi ama Cüneyt Arkın bir tık daha fazla. İçlerinde ilk onunla çalıştım henüz öğrenciyken. Abi diyorduk hep, ‘Neden öyle diyorsunuz?' diye başlardı cümleye. İtiraf etmeliyim bana sinemayı anlatan adam oldu. Gülün Bittiği Yer'de ilk defa karşılaştık, merceklerden başlayarak sinema tarihi dersi verdi. Tiyatroda en büyük katkıyı veren ise Savaş Başar'dı. Abim gibiydi, okula girmeme, ilerlememe vesile oldu. Nurhan Karadağ'dan Sevda Şener'e hocalarımın katkısını unutamam. Örnek alabileceğimiz, işi kadar hayatı da anlatan, günahımızı sevabımızı hatırlatacak bir kuşak vardı önümüzde. Keşke şimdiki gençlerin onlarla çalışma şansı olsa.
‘Dünyayı Kurtaran Adamın Oğlu', iyi yâd edilmiyor. Hayli mizahı yapıldı...
Birincisinin mizahı yapıldı, ikincisinde bayağı bir kadro vardı. Modern sinema dönemine denk geliyordu ve Kartal ağabey (Tibet) çekti. İlkinin yönetmeni Çetin İnanç. Belki hepimiz güldük ama ciddi bir sinematografisi var. Çetin ağabey sinema dünyasında en hızlı film çeken isimlerden. Yokluktan bir şey var edenlerden. Köpükten kaya, hamam böceğinin kıçına kuyruk yapıştırıp akrep yapan adam. Böyle bir zihniyetle iş yapmak kimin aklına gelebilir. Cüneyt Arkın başka bir ülkede olsa sinema tarihindeki yeri bambaşka olabilirdi.
Komedi, aksiyon, korku, drama… Filmografinizde her tür var maşallah.
Evet, Doğacan Ana Farta adlı genç bir yönetmenle korkuyu denedik, başarılı olduk. Ona inandım, o da becerdi. Komedi, macera, dramı da denedim. Şöyle bir şey var. Oyuncu başarısız olabilir ama denemekten korkmamalı. Bütün işlerim başarılı değil, pişman olduklarım da var. Hay Allah diyerek başladığım, çok başarılı olanlar da var.
Pişman olduklarınız...
İsim vermeyeceğim, bende kalsın. Çoğu ekonomik sebeplerle kabul ettiğim işler. İyi olacak sandım, kötü oldu. Kimse, ‘Yaptığım her iş mükemmeldir.' diyemez. Bir işe yeterince konsantre değilsen, mutsuzsan iyi iş çıkarma şansın yok. Sinemada şu kural vardır: İyi senaryodan kötü film çekebilirsin ancak kötü senaryodan iyi film çekilmez. Yaşamak zorundayız, ev kirası, elektrik faturası, yol parası… Bunlar Demokles'in kılıcı gibi tepende duruyor. Çizgiyi kaybettin mi toparlaman mümkün değil.
Ne zaman, ‘Keşke daha seçici olsaydım!' demeye başladınız?
Çok geç. 45 yaşından sonra aklım başıma geldi. Ondan önce ‘yaparız, olur' diyorduk. Değilmiş. Normal şartlarda okuyup içine sinmeyen bir işe girmeyeceksin. Artı minimalize yaşamayı öğreneceksin. İlla özel arabaya binmeliyim, şöyle böyle olmalıyım demeyeceksin. Kapitalist sisteme adapte olursan yıpranırsın. Hayatındaki özentiler seni yanlışa götürür. Metro da bir ulaşım aracı, taksi, özel araba da…
Dramda mı kendinizi daha rahat hissediyorsunuz, komedide mi?
Her zaman dramda. Komedi güzeldir, becerebilirsen. Dramda olduğu gibi senaryo ve oyuncuların çok iyi olması lazım. Melodram gibi hafif komik ve kendine jilet attıracak konuma getireceğin işler seyirciyi daha fazla cezbeder. Türk halkının geleneğinde şiddet ve özenti olduğu için mafya işleri de çok iş yapar.
Tek kanala bağlı yaşamak eksiye götürür
Canlandırdığınız rollerin en özeli hangisi?
‘Gemide' filmindeki karakter. Sinemamızın en küfürlü yapımlarından belki ama kült. Gerçekliğini birebir yansıttığımız bir iş. O nedenle o kadar çok sevildi. Televizyonda yayınlanamaz, sinemada seyirci yaş sınırlamasına takılır. Bana göre +19. Hiçbir pornografik yanı yok, çok düz bir erkek hikâyesi. Bir hayat düşünün ki gemi personeli yüzme bilmiyor. Gemi batsa boğulacaklar ve bu dört adam birbirlerinden başkasını görmüyor aylardır. Çok güzel, özel bir iş. Yurtdışından bayağı ödül aldı. Gönlümdeki en özel filmdir. Geçtiğimiz hafta Ayhan Özen'in yönettiği ‘Hasret Bitti' filminde oynadım. O da çok özel. İkisini yan yana koyup izlediğinde kendime inanamam. İki karakter bu kadar mı farklı olur. Oyunculuğun, sinemanın güzelliği o.
Arkadaş çevreniz sektörden olduğu kadar sokaktan da...
Tabii. Bu çok mutlu edici bir şey. Tek bir kanala bağlı yaşamak seni eksiye götürür. Tiyatrocuysan anlamasan da resme ilgi duymalısın, enstrüman çalamasan da müzik dinlemelisin. Kuşadası'na gittiğinde Efes'e, Meryem Ana'ya gitmelisin. Hayatında tek yere bağlıysan kısır bir döngüdesindir. Beğen, beğenme kendini geliştirmek için her fikirden, dinden, dilden insanı anlamaya çalışmalısın. Sonuçta bütün dinlerin temelinde şu var: İyi insan ol.
Türkiye, Kurtlar Vadisi'ne hazır değildi
En popüler rolünüz hâlâ Kurtlar Vadisi'ndeki ‘Tombalacı Mehmet' karakteri değil mi?
Öyle. Kartal (Tibet), Karaoğlan; Cüneyt Arkın, Malkoçoğlu; Oktay Kaynarca, Çakır; ben, Tombalacı. Ne kadar değişirsen değiş seyirci seni öyle görmek istiyor, beğendiğini özlemle bir daha bekliyor. O dizide işin buralara geleceğini düşünmemiştim açıkçası. Çok güzel bir iş oldu. Osman Sınav'ın yüreğine sağlık. Ama bana sorsan dizi Türkiye için erken bir tarihte çekildi.
Neden?
Hazır değilmişiz. Bir dönem uzun pardösülü insanlar türedi Deli Yürek dolayısıyla. Kurtlar Vadisi ile beraber omuzu düşük birileri sokakta kol gezmeye başladı. Herkes Memati herkes Çakır, Testere, Tombalacı... Böyle şeyleri çekmek için önce hazmetmek gerekiyor. Amerika bunu yapıyor. Orada suçun bir yaptırımı var. Bizde bu ekranda gösterilmeyince yapılanlar doğru gibi anlaşılıyor. Televizyon dizisi olduğu için rahat yürüdük. Reyting aldıkça daha da rahat edildi.
Beşiktaş adımdan önce gelir
İş dışında nerelere gider, ne yer içersiniz?
Beylerbeyi'ndeyim genellikle. Arkadaşımın kafesi var, orada oturur çay kahve içerim. Deniz kenarında sohbetler olur, lokallerde kâğıt oynanır. Bir de işe yüzde 50 ayırıyorsam, yüzde 48'ini Beşiktaş'a ayırıyorum.
Çok koyu bir taraftarmışsınız…
Beşiktaş bizim için bir yaşam biçimi. İç saha, deplasman fark etmez çekimim yoksa bütün maçları takip ederim. 13 yaşından beri aileden gelen bir gelenek. Kongre üyesiyim. Onsuz yaşamı eksik hissediyoruz.
Localı değil, taraftarsınız değil mi?
Tabii. Beşiktaş'ta seyirci yok, taraftar vardır. Herkes can-ı yürekten destekler. 42 senedir o tribünün içindeyim, üniversiteyi Ankara'da okumama rağmen. Benim için İstanbul hep deplasmandı. Lise 1 itibarıyla her maça giderim. Takım mağlup olur, dengen bozulur. Üç gün karalar bağlarsın. Kazandığında nasıl mutlu mesut yaşıyorsan, kaybettiğinde çevreye hissettirmeden mutsuzluğunu yaşıyorsun. Biri ne oldu, dediğinde nasıl anlatacaksın bu durumu?
Itır Esen, Zafer Algöz gibi sanat dünyasından koyu taraftarlar var.
Onlarla beraberiz. Itır benimle her maça geliyor. Zafer internet platformlarında yazılar yazıyor. Kimliğimi hiçbir zaman takımın önüne koymadım. Bunu gururla söylüyorum. Önce Beşiktaşlıyız, sonra sanatçı. Benden bahsedilince yanlış anlamayın, kusura bakmayın önce takım gelir, diyorum. Sonra devam ediyorum. Kalp kırmışlığımız yok hiç.
Emin misiniz?
Bize öğretilen hayat felsefesinde o var. Küçük bir Fenerbahçeli çocuk görürsem alır kucağıma severim. Oğlum takımını değiştirmene gerek yok, derim. Bu bir aidiyet duygusu. İleride gönlü ister, şu takımı tutarım derse, eyvallah. Buyur gel.