27 Eylül 2014 Cumartesi
Hafızamın sırrı: İşleyen demir pas tutmaz
20 Eylül 2014 Cumartesi
Bu kıyafetler çocukları aşıyor!
15 Eylül 2014 Pazartesi
Uzaktan eğitime nasıl kayıt olunur?
Müzakere mi? Mücadele mi?
AKP’nin omurgasız Suriye politikası Türkiye için çok ağır sonuçlar doğurdu. Emperyal Türkiye söylemi ile orta doğuda söz sahibi olmak isteyen Tayyip Erdoğan, bu söyleminin içeriğini doldurmayınca Türkiye’nin sınır bölgesi yol geçen hanı haline geldi. 11 Mayıs 2013 tarihinde Reyhanlı’da gerçekleşen terör eylemi AKP’nin dış politikasının bir sonucuydu. Güney sınırımızda yaşanan olaylar sadece Reyhanlı ile sınırlı kalmadı, Esat’ı devirmek için sınırsız destek verilen teröristler Türkiye için büyük bir tehdit haline geldi.
Türkiye’nin elleriyle büyütüp beslediği IŞİD diğer terör grupları ile çatışarak çok geniş bir bölgeye hakim oldu. Özellikle Musul’un düşmesi IŞİD için büyük bir kazanımdı. Musul’un düşmesi Türkmenler için ise kıyım harekatının habercisiydi. Türkmeneli marşında geçen “Gökbörünün sönmez kalır çırağı/Türmenlere yakın etti Irağı” satırları artık sadece içimizdeki hırs ve kini ifade etme aracı haline gelmişti. Ancak Türkiye hükümeti burnumuzun dibindeki Türkmenlere sırtını çevirdi, yanı başımızdaki Türkmenler için Türkiye “ırak” oldu!
Türkiye’nin dış politikasının omurgasızlığı ve Türk istihbaratının beceriksizliği Musul başkonsolosluğunun basılmasıyla bir kez daha ortaya çıktı. IŞİD gizli gizli değil, adım adım ve göstere göstere Musul’u ele geçirdi. Musul valisi ve yüzbinlerce insan şehri terk etti. Bizzat Musul valisi Türk başkonsolosunu şehri terk etmesi konusunda uyardı. Ancak Ankara’dan gelen Musul’dan ayrılmayın emrinden dolayı diplomatlarımız ateş çemberinin içinde kaderlerine terk edildi. Başkonsolosumuz Öztürk Yılmaz ve 48 kişi IŞİD tarafından rehin alındı.
Musul’da yaşanan bu diplomatik rezaletin tek bir açıklaması vardır. AKP, IŞİD’in Türkiye’ye karşı bir saldırı düzenlemeyeceğini sandığı için başkonsolosluğumuzun boşaltılmasına karşı çıkmıştır. Bu durum siyaset bilimi ve istihbarat açısında tek kelime ile rezalettir. Evet, IŞİD Türkiye’ye karşı fiili bir saldırı da bulunmayacak idi. Çünkü IŞİD, AKP’nin yarattığı ortam sayesinde büyüyüp gelişmişti. IŞİD, AKP’yi bir süre daha kullanabileceği için kısa vadede Türkiye’yi karşısına almayacaktı. Ancak Musul başkonsolosu esir edilerek, kendilerine canlı kalkan oluşturdular. IŞİD uluslararası ilişkilerdeki en önemli kural olan “çıkar” ilişkisini çok iyi biliyordu. Bizim dışişleri bakanlığımız ise “stratejik derinlik” içinde kaybolup gitmişti.
IŞİD’in başta Türkmenler olmak üzere Şiilere karşı kıyım harekatına girişmesi dünyada gerekli infiali yaratamadı. Binlerce kişi acımasız şekilde katledildi, şanslı olan kişiler ise yaşadıkları yerleri terk edip başka bölgelere göç etti. Amerikan gazeteciler Steven Stloff ve James foley’in başı kesilerek öldürülmesi batının IŞİD’e karşı daha fazla sessiz kalamayacağını ortaya koydu.
Türkiye “Büyük Osmanlı” ve “Emperyal Türkiye” söylemleri içinde kaybolup gitmiş, IŞİD’e karşı eli kolu bağlı bir şekilde beklemeye başlamıştı. Çünkü Musul’daki diplomatik rezaletin ardından, diplomatlarımız IŞİD’in önünde kurbanlık koyun gibi bekliyordu. Eli kolu beklemek bir çözüm değildir. Bunun çözüm olmadığı her geçen gün bir kez daha kanıtlanıyor.
Evet, durum bu kadar açık ve tehlikelidir. Diplomatlarımız Irak’ın karanlık bölgelerinde ölüme terk edildi. IŞİD’e karşı düzenlenecek operasyonlarda onların canlı kalkan olarak kullanılacağını tahmin etmek için kahin olmaya gerek yoktur. Türkiye en kısa zamanda somut adım atmalı ve diplomatlarımızı IŞİD’in elinden kurtarmak için çaba harcamalıdır.
Türkiye’nin elinin kolunun bağlanması PKK için büyük bir şanstır. Çünkü PKK, IŞİD’e karşı batıdan silah talep etmekte ve bu istekleri büyük ölçüde kabul görmektedir. IŞİD belası ortadan kalktıktan sonra PKK’nın bu silahları nereye çevireceğini hepimiz biliyoruz. İhanet süreci “silahların susması” söylemiyle başlamıştı, fakat bu süreç PKK’nın ağır silahlara sahip olması ile sonuçlanacak!
Türkiye artık pasif siyaseti bırakmalı ve terör ile mücadele etmeye başlamalıdır. IŞİD ve PKK ülkemiz için iki büyük tehdittir. Irak’a askeri operasyon düzenlememek diplomatlarımızın canını kurtarmaya yetmez. Üstelik böyle bir süreç PKK’nın daha da güçlenmesine sebep olur. İşte bu sebepten dolayı Türkiye IŞİD’e karşı askeri müdahaleye destek vermelidir. Verilecek olan bu destek PKK’nın güçlenmesine de engel olacaktır.
Diplomatlarımız için ise tek çıkar yol askeri operasyon ile onları kurtarmaktır. Evet, bu durum risklidir. Bazı diplomatlarımız hayatlarını kaybedebilir. Ancak unutmayalım diplomatlarımız zaten şu anda ölümü beklemektedir. IŞİD onların ya boğazını kesecek, ya da canlı kalkan olarak kullanacaktır. İzlenecek pasif siyasetin PKK’ya vereceği güç ise kısa vadede sınırlarımız içinde 100lerce hain saldırı olarak bize geri dönecektir.
AKP’nin omurgasız siyaseti diplomatlarımızı kurbanlık koyun haline getirmiştir. IŞİD diplomatlarımızın boğazına bıçağı dayamıştır. AKP stratejik hatalar yüzünden o bıçağın dayanmasına sebep olmuştur. PKK ise bu süreci kendi lehine kullanmak için çaba harcamaktadır. AKP’nin 12 yıldan beri ulusal çıkarlarımıza yönelik hiçbir adım atmadığını biliyoruz. Ancak 49 can söz konusu; diplomatlarımız bir an önce IŞİD’in elinden kurtarılmalıdır, çözüm müzakere değil mücadeledir!
IŞİD’e yönelik düzenlenecek operasyonlardan önce eğer diplomatlarımız kurtarılmazsa, maalesef diplomatlarımız için Fatiha okumaktan başka hiçbir şey yapamayabiliriz!
Murat KAYA
6 Eylül 2014 Cumartesi
Rollerin değil hikâyelerin peşindeyim
4 Eylül 2014 Perşembe
O İş Görüşmesine Neden Gitmedim?
Yıllar önceydi. Lisansüstü eğitimimi tamamlamak üzereydim ve tam zamanlı bir İnsan Kaynakları çalışanı olmak için sabırsızlanıyordum. Tam da o sıralarda bir kozmetik firması tarafından iş görüşmesine davet edildim. Ancak görüşmeye (yine de pozisyondan çekildiğim bilgisini vererek) gitmedim. Neden mi?
Telefon görüşmesi yaptığım bayandan gerçekten korkunç bir davet maili aldım. Hani abartılı bir yanlış mülakat daveti vakası oluşturmak isteseniz kullanabileceğiniz türden bir mail...
Bir kere "To" kısmında benimle birlikte dört kişinin daha mail adresi yazılıydı. Adres telefon bilgilerine fazlasıyla dikkat çekilmek istenmiş olacak ki (!) bu kısımlar hem koyu renkle HEM BÜYÜK HARFLE hem de altı çizili biçimde yazılmıştı. Üstelik adreste bazı yer isimler kırmızıya boyanmıştı. Yazım hataları ile dolu bu mailde görüşme saati ya da görüşülecek kişi bilgileri de yer almıyordu, ki yer alsa bu toplu bir mail olamazdı.
Sonradan bir arkadaşımın da aynı yerden görüşmeye davet edildiğini, neredeyse şehir dışında olan iş yerini bulmakta çok zorlandığını, yaklaşık bir saat kolilerin ortasında bekletildikten sonra görüşmeyi yapan kişi tarafından sık sık terslendiği bir mülakat (!) geçirdiğini öğrendim.
Bugün olsa yine bu firmaya görüşmeye gitmem, zaten zaman geçtikçe daha da seçici oluyor insan. İnsan Kaynakları bu kadar basit bir iş değil ve olmamalı da. Attığınız bir mail, görüştüğünüz bir insan sadece İnsan Kaynağınızın ve adaylarınızın kalitesini değil, ürünlerinize ve firmanıza bakış açısını da etkiliyor. İnsan Kaynakları İşveren Marka İmajınızı rezil de vezir de edebiliyor.