23 Şubat 2016 Salı

Gündüz kuşağı, beyin yakıyor

Çeşitli mazeretlerle işe gidemeyip bütün gün evde televizyon seyretmeye mahkum olan beyaz yakalılar anında açıyor isyan bayrağını. Ya sürekli bu programlara maruz kalan ev hanımları ne yapsın? Huzurlarınızda izdivaçtan stiline, magazinden günlük dizilere beyin yakan gündüz kuşağı programları…

“Ev hanımlığı zor zanaat.” derlerdi inanmazdık. Çamaşırdı, bulaşıktı, yemekti derken kendine ayıracak zaman neredeyse yok gibi. Ufak da olsa zaman ayırabilen kadınların bu vakti ne kadar verimli kullanabildikleri meçhul. Bakınız, bir anne ata sporu olarak televizyon izlemek. İzlemeyin demiyoruz, hobi olarak yine izleyin lakin kaliteli programları tercih edin. Gitmesek de görmesek de mutlaka var olduklarına inanıyoruz o ‘kaliteli programlar'ın. Geri kalanıysa vakit ve IQ kaybı. Sabahtan akşama bunları izleyip ruh sağlığından bir şeyler kaybetmemek imkânsız. Bu kadar ev hanımı bu yayın akışına rağmen halen cinnet getirmediyse beylerin yatıp kalkıp şükretmesi gerekiyor. Neyse fazla uzatmayalım ve bir gününü baştan sona TV programlarıyla geçiren bir ev hanımının içinde bulunduğu ahval ve şeraite bakalım.

Daha çocukları yolcularken başlıyor magazin programları. Bir nefes gibi muhtaç olduğumuz ünlüler, ünlülerimiz… Bu programlara “Gıybet Forever” da diyebiliriz aslında. İncir çekirdeğinin dörtte birini doldurmayan mevzuları saatlerce tartışabiliyorlar. Skandallarıyla gündemden düşmediği için konuya hakim bir eski mankenimiz, dobralıkla paçozluğu karıştıran sarışın şarkıcılarımız, gazı kaçmış 80'li yılların oyuncuları filan hep buralarda sunuculuk yapıyor.

Arkası yarın da gelmeyen günlük diziler

Bitti mi? Tabii ki hayır. Daha yeni başlıyoruz. Sırada birbirinden kaliteli(!) senaryo ve oyuncularıyla yerli günlük dizilerimiz var. Dizideki her oyuncu sırasıyla önce zengin sonra fakir oluyor, trafik kazası geçirip hastanelere düşüyor, kör oluyor, sele kapılıyor göçük altında kalıyor, ‘yandı bitti kül oldu'lara geliyor. Ev hanımını da baydıkça bayıyor, neyse ki bu esnada ‘arkası yarın'lı sona geliyoruz.

Bu dizilerle ilgili dikkatimizi çeken diğer bir husus da farklı günlük dizilerde sürekli aynı oyuncuları görmemiz. Kendileri günlük dizileri koruma ve yaşatma derneğinin yılmaz bir neferi olarak ant içmiş olmalı. Neyse içimizin bu kadar bayıldığı yeter. Şöyle biraz aksiyonlu bir şeyler lazım, diye düşünürken karşınıza kadın programları çıkıyor. Hanımefendinin elinden bir uçan bir de kaçan kurtuluyor maşallah. Pardon kaçan ve kayıpları bulmak da onun işiydi, sözümüzü geri alıyoruz. Bu programları bir-iki saat izleyip doktora görünün, iddia ediyoruz paranoyak-şizofreni teşhisi almanız garanti. Öyle olaylar dönüyor ki, bu esnada bebeği ağlayan yan komşunuza, “Kesin çocuğun üzerinde sigara söndürüyordur bu.” diyerek baskına gitmeye niyetleniyorsunuz. Mahalle bakkalınız potansiyel sapık, sütçü çete lideri, sucu çocuk katili gibi görünmeye başlıyor gözünüze.

Amonyaklı pasta mı, siyanürlü börek mi?

Akşama ne pişirsem sorusu yavaş yavaş beynimizi kemirmeye başlamışken yemek programları yetişiyor imdadımıza. Her şehirden kadın bu programa konuk olup kendi yöresel yemeklerini pişiriyor. Bunları hem izliyor hem gıcık oluyorsunuz. Bir kere fırsat eşitsizliği söz konusu. Konuklar başlıyor: “Eveet, Antep'imizin meşhuuur kuru dolması”, “Bu da Maraş'ımızın dillere destan tarhanası, annem elleriyle yaptı”, “Bu bilmem hangi ilimizin bilmemnesi.” Tamam da ben ne yapayım? Her akrabamı farklı illere taşınmaya zorlayıp her memleketin nesi meşhursa ondan yollamaları için dil mi dökeyim? diye düşünmeden edemiyorsunuz. Her yörenin en güzel malzemesiyle siz de yaparsınız güzel yemeği canım, ne var yani! Neyse bir de yemeklerine edilen iltifatlarla fazla gazı alıp, ‘amonyaklı pasta' yapmaya filan kalkanlar da oluyor ki aman diyelim evlerine misafir olmayın. Bugün amonyaklı pasta yapan, yarın siyanürlü börek, cıvalı pilav filan da yapabilir. Oktay Usta'm geri dööööön!

Evlilik programları üzerine o kadar çok şey söylendi ki, sanıyoruz konuşulacak bir şey kalmadı bunların üzerine. Yapımcılar da bunu fark etmiş olacak ki bir üst modelini sürdüler piyasaya. Birkaç kadın ve birkaç erkek kendilerine ayrılan eve doluşuyor. Bütün gün ‘o benimdi göz koydun, bu senindi elinde tutamadın'lar, ‘bana bak, beni kızdırma hoşlandığın insanı elinden alırım'lar gırla gidiyor. Adaylar birbirini kırmızı odaya çağırıp aşağı çevirdikleri kum saati bitene kadar tanımaya çalışıyor. Bu programda olası bir evliliğin ömrü de büyük ihtimalle o kadar olur zaten. Bir de galiba bu evde atanamayan bir nüfus memuru var. Ne zaman baksak, “Sen kimsin, kim, kim?” diye başkalarının üstüne yürüyor. Neyse zaten çoğu oyuncu ajanslarından gelme diyorlar. Fazla kafa yormaya gerek yok. Başka kanala geçelim.

‘500 liralık kıyafetle temizliğe gidiyorum' kombini

Stil programları ayrı bir alem. Özetle, sen mi tarzsın, ben mi tarzım diye birbirine çemkiren kızlar ordusu ve bu kızlara ‘Çemkirmeyin!' diye çemkiren bir jüri var. Programda öyle alakasız şeyler dönüyor ki bir anda oturduğunuz koltukta hayatı sorgulamaya başlıyorsunuz. Bir tanesi çekmiş jilet gibi eşofmanları, temizliğe gidiyormuş. Kombinin toplam fiyatı neredeyse 500 lira! Galiba sarayı filan temizlemeye gidiyor. Vallahi bizim bildiğimiz temizlik alakasız renklerde, yer bezi olmaya ramak kalmış, muhtelif yerlerinde çamaşır suyu lekeleri olan ‘bicamalar'la yapılır.

Bir de yarışmada sadece tarzlar değil, acılar da yarışıyor. Birisini ailesi reddetmiş, öbürü parklarda yatmış, biri babasıyla rastlarsa konuşuyormuş, berikinin annesi rahmetli olmuş filan. Birisi de çıkıp demiyor ki, ‘Acınızı anlıyorum da bunca özel mevzunuzu stil programında milyonlarla paylaşmak neden?' Bir de çok enteresan biri ağlamaya başlamadan kesinlikle diğeri ağlamıyor. İlk ağlayan adeta koro şefi görevi üstleniyor. Değişik kafalar!

‘Valla bak böyle çok güzelsin' derken çarpılmak

Beylerin hanımlarının beğenmedikleri yerlerini değiştirebildikleri “Valla bak böyle daha güzelsin” konulu bir program var. Özetle kel ve göbekli amcalarımız geliyor, benim eşim şöyle şişman, burnu böyle büyük, aldığımda bu böyle değildi diye uzmanlara şikâyette bulunuyor. Dikkatimizi çeken şeyse bu amcalar bakımlı yahut eşinden daha genç görünen tipler değil. “Tamam, eşini güya estetikle daha genç, güzel hale getireceksin de sonrasında o kadının yanında sen nasıl görüneceksin?” sorusunun cevabı yok. Dikkatimizi çeken başka bir şey, jüri ve yarışmacıların eşleri sürekli bu adamları tebrik edip duruyor. Yahu, milyonların önünde kocası tarafından “Orasını öyle değiştirin, burasını böyle yapın.” diye aşağılanan kadın, babaanne olacak yaştayken saçı pembeye boyanan kadın, ama övgüler sürekli erkeklere. Dedik ya tüm gündüz kuşağında olduğu gibi bunda da mantık aramak yersiz.

m.tuncel@zaman.com.tr

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder